YASAK AŞK

tumblr_ng43jwospp1tmm2yno1_1280

Makaleyi Sesli Dinle

 

YASAK AŞK
Gün geçmiyor ki yazılı ya da görsel medyadan, işlenen kıskançlık sebepli cinayetlerle ilgili haber okumayalım.
“Yasak aşk yaşayan karısını evinde sevgilisi ile yakalayan koca dehşet saçtı. Cani koca yakalandı”
“Yasak aşk kurbanı”
“Yasak Aşklarından doğan çocuğunu tuvalette dünyaya getiren ve toplumun baskısından korktuğu için apartman boşluğuna atarak ölmesine sebebiyet veren cani anne tutuklandı.”
Bu ve benzeri başlıkları hep okuyoruz ya da seyredip dinliyoruz. Bu arada olayın faillerine ilişkin resimler, görüntülerde gözlerimizin önünden akıp geçiyor.
Ancak gözden kaçırdığımız, özellikle, kasıtlı olarak görmezden getirildiğimiz ya da daha doğru ifadesi ile haberi yapanların bilinçli haber metinleri ile yapmaya çalıştıkları büyük ve çok önemli bir tahribat var.
Sürekli pompalanan bir “Yasak Aşk” ifadesi var ki en vahim kavramlardan birisidir. Bir kere hemen belirtelim ki aşk gibi içi kutsiyetle doldurulan bir kavramın, fiiliyata döküldüğünde yasaklanmış kısmı ya da şekli olmaz, olamaz, olmamalı. Ya da en azından böyle tarif edilmemeli, böyle tanımlanmamalı.
Çünkü herkesçe malumdur ki aşk ulvi ve gerçekten kutsiyetine payan olmayan bir duygudur. Çok farklı kulvarlarda kullanılsa bile mana bütünlüğü, içerdiği anlam değişmeksizin aynıdır.
Karşı cinsten iki kişinin temiz ve edeb ölçüleri içinde, helal dairesinde hissettikleri, evlilikle taçlandırdıkları hayatlarının temel taşını oluşturan aşkı bu tür haberlerin dili, veriliş biçimi, hatta metni okurken kullanılan ses tonu, yüz ifadesi bile toplumun duygularını istenilen yöne kanalize etmeye yetmektedir.
Birde tasavvufi aşk vardır ki bunun boyutunu anlamak ve anlatmak asırlardır insanları meşgul etmiştir. Şiirler, rubailer, mersiyeler, naatlar, münacaatlar yazılmıştır. Konuyu anlayıp anlatmak amacıyla.
İşte bu kadar kutsal ve güzel bir kavramı yasak kelimesi ile sürekli püskürtürseniz ve bunu da yaparken insanların duyguları ile oynarsanız bir süre sonra içi boşaltılmış, asıl anlamının yerine müstefid ifadeler içeren anlamlarla doldurulmuş garabet bir problemler bütünü ile muhatap olmaya başlarsınız.
Kadın kavramı üzerinde de durmak istiyorum. Toplumların temel dinamiği olan ve Allah azze ve cellenin özel olarak halk ettiği varlık olan kadının insanlık nezdindeki durumunu zayıflatan, ajite eden, küçük düşüren ifadelerle kutsiyetine müdahale edilmektedir.
Yasaklanmış, haram olan ve toplumun ahlak kurallarına ters duran bir fiili işleyen ve suçlu olduğu aşikar olan bir kadını masum gösterip mağdur konumunda topluma lanse eden zihniyeti anlamak mümkün müdür. Tabi ki hukuk kuralları çerçevesinde suçlunun yargılanması ve adil bir yargılanma ile cezasının verilmesi taraftarıyız ama yapılan bu değil. Kadını kullanan zihniyetin bu tür sıkıntılı durumlardan bile toplumu bozabilmek için ne devşirebilirimin hesabını yapmasıdır bizi rahatsız eden.
“Yasak aşk kurbanı”
“Zavallı anne suçum sadece sevmek dedi”
“Mağduriyeti açık olan kadına saldıran cani koca…”
Bu ve benzeri ifadelerin haberi okuyan ya da seyreden kişinin ruhunda ortaya çıkaracağı infialleri düşünebiliyor musunuz.
Kasıt, haber vermek mi, haber yapmak mı yoksa toplum dinamiğimizi oluşturan birbirinden kıymetli ve hayata anlam yükleyen kavramların içini boşaltmak mı?
Bu asrın başlarında dilimize ve kültürümüze yapılan müdahale ile kültür dünyamız çok ağır bir darbe aldı. Bu ağır darbe Türk milletine çok büyük bedeller ödetti, ödetmeye devam ediyor.
Dün her sokağında bir alım olan bu memlekette şimdilerde alim olduğunu söyleyen bir sürü serserinin türediğini görüyoruz.
Kur’an bize yeter, başka kitaba yada kaynağa ihtiyaç yoktur diyen ahmaklar taifesinin onlarca kitap yazarak nesillerin beyinlerini iğdiş etmek için kurulan tezgahlara alet olması da cabası.
Yetişmekte olan nesle içi boşaltılmış kavramları dayatarak yaradılış gayesinden uzak yatakla tuvalet arasında bir hayatı öğreten zihniyet, sistem yada oligarklar farkında olmadan ve bilmeden uzun vadede kendi kafalarına dayadıkları silahlarla kendi hayatlarını sonlandırmaya hazırlıyorlar insanlığı.
Günümüzde evli bir kadının dinen caiz olmayan haram ilişkisini gönül ilişkisi gibi basit bir kavram halinde topluma lanse etmenin insanlığın ahlak manzumesini yok etmekten başka ne amacı olabilir ki.
Nesillerin sıhhati temiz ve pak kadınlarla korunur. Bu yüzden kadın toplumun temel taşı, ana unsurudur. Şayet tarla temiz olursa, atılan temiz ve helal tohum kullanıldığı her yerde tüm insanlığa şifa olur. Ancak toplumun temel taşını yerinden oynatırsanız tüm binayı yerle bir etmiş olursunuz.
İşte bunu çok iyi bilen ve toplum mühendisleri ismiyle matuf bir meslek gurubu oluşturan batı, bu manada ajite etmek, hegemonyasına almak, idaresini ele geçirmek istediği tüm toplumları önce dilinden ve kültüründen vurmaktadır. Dilini ve kültürünü ele geçirip yok ettiğinizde, toplumun en önemli kaynaştırıcı ve millet olabilme özelliğini ortadan kaldırmış olursunuz.
Bu bağlamda günümüzde bir çoğumuzun yatak odalarına kadar girip başköşeye kurulmuş televizyonların kullanım şekillerine bağlı olarak suçu ve sorumluluğu çok büyüktür.
Özel hayatın ve mahremiyetin ayaklar altına alındığı birçok televizyon dizisi, her gün binlerce sahnesiyle Müslüman bir topluma ahlaksızlığı, fuhşu, yalanı, hile ve desiseyi körükleyip pompalamaktalar.
Aynı evde yaşayan sözde akrabalar arasında kurulan diyalog kimin eli kimin cebinde bilinmez bir halde masum olduğu iddia edilen görüntülerle haklı gerekçeler gösterilerek her gün dimağımıza dayatılmaktadır.
İşin acı yanı ise yetişme çağında olan ve kendini bedenini, cinsiyetini daha yeni yeni tanımaya başlayan çocuklarımız bu saldırı ve namus, edep, ahlak ve haya yoksunu sahnelere daha ç ok maruz kalmaktalar.
Adına aşk diyerek, sevgi diye tarif ederek masumiyet kisvesi büründürülen sapıkça ilişkiler yalan, entrika, hile ve düzenbazlıkla dolu bir yığın hayat örnekleri boy göstermektedir.
Süslü kıyafetlerle, lüks mekanlarla, pahalı arabalarla, çok parası olunca, zengin olunca sınırsız bir yaşam ve güç hakkına sahip olunabileceğinin aşılandığı televizyon dizileri.
Meşru olmayan ilişkiler yumağı ve haramla bezenmiş hayat tarzı aslında baş kaldırılması, karşı durulması gereken en önemli şahsi ve nefsi düşmanken bir müddet sonra çok rahat bir kanıksanmışlıkla kabullenilmekte, normalleşmektedir.
Peki çare ne? Fert fert tüm toplumu yeniden eğitemeyeceğimize göre bunun çaresi ne?
Bu şer odaklarını, bu yalan, hile ve desise yuvalarını kurutup insanımıza inancını hatırlatacak, kalbini adeta güçlü bir elektro şokla tedavi edecek yeniden iman edeceği güzel bir hayat ve ahlak manzumesini hayata geçirmektir çare.
Dün ecdadımın ben ve ötekiler dediği, gücünü iman ve inancından aldığı manzum hayat standartlarını, gerçek insanlık değerlerini ve hakiki iman doktrinlerini yeniden öğretmektir çare.
Hayatta olan gerçek Allah dostlarını manevi kişiliklerinden istifade ederek kurulacak eğitim kurumlarında yeniden Müslümanlığı ve gerçek İslam temelli tasavvuf anlayışını topluma yeniden öğretmektir çare.
Biz ne zaman silkinip batı kaynaklı ve destekli tüm şer odaklarına dur diyebilirsek, işte o zaman bu toplumu köklerinde var olan ve ihtiyaç duyulan tüm dinamiklerle yeniden inşa edebilir, uyandırabiliriz.
Tıpkı 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşananlar gibi.