VAZİFEYİ SORUMLULUĞUNU BİLEN VE SÖZÜNÜ TUTAN İNSANA VERMEK DE BİR SORUMLULUKTUR.

VAZİFEYİ SORUMLULUĞUNU BİLEN VE SÖZÜNÜ TUTAN İNSANA VERMEK DE BİR SORUMLULUKTUR.

13-emevi-abbasi

Makaleyi Sesli Dinle

Atalarımızın güzel bir sözü vardır kıymetli okurlar. “İnsan sözüyle, hayvan yularıyla çekilir” diye. İnsanoğlu tarih boyunca kendisine bahşedilmiş olan diliyle, konuşma kabiliyetiyle ve ikna yöntemleriyle kimi zaman dostlarını daha güzele götürmüş, kimi zaman düşmanlarını alt etmiş, ancak yaptığı konuşmaların tamamında kendine has bir üslup ve metot kullanmıştır.
Verilen sözlerin ve edilen yeminlerin yerine getirilmesi ile ilgili bir kıssa ile başlamak istiyorum yazıma. Abbasiler, Emevilerin tamamını yok etmek, en azından yönetim kadrosunu, alimlerini ve emirlerini ortadan kaldırarak hükümeti devirmek ve iktidarı ele geçirmek için bir plan yaparlar.
Abbasilerin büyük kumandanlarından Abdullah, Emevi hükümdarının emrinde Suriye’de valilik yaptığı sırada o dönemki ismiyle Evca ırmağı kıyısında bir kale olan Ebu Futrus’ta büyük bir ziyafet tertip etmeyi kararlaştırır. İhtişamlı ve görkemli bir hazırlık yapar. Devrin bütün Emevi büyüklerini de bu ziyafete davet eder. Görünürde iyi niyetle bu daveti gerçekleştirmektedir.
Maksadını da çok hayırlı bir sebebe bağlar. Emevi devletine olan bağlılığını bu ziyafet vesilesiyle halka açıklamak, böylece kendisini seven halkın aslında kime bağlı olduklarını bir kere daha onlara göstermek olduğunu anlatır.
Emevi büyükleri bu davete icabet ederler. Çünkü ev sahibi Vali Abdullah halk tarafından çok sevilmekte ve adaleti ile insanlara yardım etmektedir. Davet günü şehrin girişinden itibaren adet olduğu üzere askeri müfrezelerle karşılanırlar, kendileri için hazırlanmış konaklara istirahat etmek üzere yerleşirler ve akşamki davet için hazırlanmaya başlarlar.
Nihayet akşam Vali Abdullah’ın özel sarayında kendileri için hazırlanan ve mükellef kelimesinin bile kifayet edemeyeceği kadar zengin çeşitlerle dolu olan sofraya otururlar. Büyük bir hürmet ve izzetle karşılamıştır Abdullah’ın askerleri. Kalabalık bir asker grubu gelen misafirlere hizmet etmektedirler.
Bütün Emevi büyükleri kendilerine gösterilen bu büyük izzet ve hürmetten memnundurlar. Sadece Emevi emirlerinin en akıllılarından olan Abdurrahman bu durumdan şüphelenmiştir ancak kimseye de bir şey söylememiş, yanında birlikte getirdiği kumandanlarından Mus’ab bin Naile’ye hazırlıklı olmasını, güvendiği on adımı ile yanından asla ayrılmamasını emretmiştir.
Yemeğin tam ortasında, eğlencenin doruğunda iken Emir Abdullahın, baş kumandanına bir işaret yaptığını görür Abdurrahman. Hemen kendi kumandanı Mus’aba henüz on iki yaşında olan kardeşini verir ve konaktan ayrılmalarını, ırmağın kıyısında kendisini beklemelerini, çığlıkları duyduğu anda ise hemen ırmağa atlayıp kardeşini kurtarmalarını söyler. Yetişebilirsem bende gelirim diye ekler fısıltı ile.
Az sonra büyük Emevi katliamı başlar. İşareti alan Vali Abdullahın kumandanı adamlarına verdiği emirle tüm Emevi ileri gelenlerini öldürmeye başlar ki, tarihin en vahşi, en şen’i ve gözü dönmüş katliamlarından biri yapılmaktadır. Bu esnada Emevi Emirlerinden Abdurrahman hemen yakınında bulunan pencereden aşağıya, nehre atar kendini. Daha önce kıyıya gönderdiği kardeşine ulaşır ve tekrar nehir yoluyla kaçmaya başlarlar.
Emir Abdurrahmanın nehre atladığını gören, Emir Abdullahın adamları peşine düşerler. Kıyıdan takip etmekte ve bir yandanda Neden kaçıyorsun ey emir Abdullah. Sana ve ailene olan sadakatimizi bilmiyor musun? Gelin size secde edelim ve iktidarınız altında huzurla yaşayalım. Diye seslenmektedirler.
Buna karşılık Emir Abdurrahman akrabalarının ve adamlarının kendisine gösterilmesini isteyince ok yağmuruna tutulur. Kendisi kurtulur ancak artık yüzmeye ve sularla boğuşmaya mecali kalmayan on iki yaşındaki kardeşi ağabeyinin elinden kurtulur ve kıyıya doğru yüzmeye başlar. Kıyıdakilerin vaatlerine kanmıştır. Henüz kıyıya çıkar çıkmaz katledilir. Emir Abdurrahman kendisini nehrin akıntısına bırakır ve uzaklaşırken bağırır.
“Vali Abdullaha iletin, bir gün bunun intikamını çok acı şekilde alacağım. Bunu yanına koymayacağım. Sözüm ve ahdim olsun.” Diye.
Nihayet Emir Abdurrahman uzun bir yolculuktan ve saklanarak gerçekleştirdiği kaçıştan sonra El Mağrib denen ve bugünkü Tunus havalisinde bulunan şehirdeki Annesinin yanına ulaşır. Daha sonra Endülüs Emevi Devletini kurmuş ve verdiği sözü, ahdini yerine getirerek Abbasi Valisi Abdullahı perişan etmiştir.
Sevgili okurlar, bu hikayeyi niye anlattım biliyor musunuz? Yakın bir geçmişte aynen Emevi Valisi Emir Abdullah gibi nanü nimetiyle beslendiği, büyüdüğü, makam ve mevki sahibi olduğu bu devlete ihanet ederek devletin ileri gelenlerini katletmeye azmetmiş bir güruhun saldırısını bertaraf ettik.
Peki bitti mi bu saldırı? Tarihin her döneminde olduğu gibi bu dönemde de elbette bitmedi, bitmeyecekte. Çünkü iktidar hırsı, satılmışlık, ihanetle yoğrulmuş haleti ruhiye, makam, saltanat ve mevki aşkı bu tür hadiselerin ardı arkasının kesilmemesi için yeterli bir sebeptir.
Bir kaç gün önce bir yayın seyrettik. Bu yayında karşı iki cenahtan isimler, bugünkü ismi ile bir moderatörün yani bir hakemin idaresinde televizyon ekranlarından bize seslendiler. Yaptıklarını, yapmak istediklerini, yapacaklarını anlatmaya çalıştılar.
Programı seyreden herkesin hemfikir olduğu yegane husus, program sunucusu, moderatör ile Belediye Başkan Adayı olan Ekrem İmamoğlu’nun tavırları, nasıl danışıklı bir dövüşün taraflarını oynayarak, Sayın Binali Yıldırım beyi katakulliye getirmeye çalıştıkları idi.
Nitekim birkaç gün sonra ortaya çıkan meş’um hadiseler bu kumpasın tüm boyutları ile önceden planlandığını, moderatör Portakal bey taraftarının hazırlıklarının bu minval üzere olduğunu ve hile ile bu açık oturumu, bu söyleyişiyi kendi lehlerine çevirmek için her şeyi yaptıklarını gösterdi.
İnsan sözüyle kaimdir. Verdiği söz ne kadar sağlam olur ve sözü veren arkasında ne kadar mertçe, erkekçe durursa söz o kadar kıymetli olur. Her dakika yalan söyleyerek, vaad ettiği işlerin bir çoğunu es geçerek, konuşmalarında iftiraya yeltenip, bu iftirasını da yalanla besleyerek ne rakiplerini ekarte edebilirsin, ne de başarılı olabilirsin.
Şimdi bunu söylediğim için bazıları rahatsız olacaklar. Çünkü onlara göre Ak parti iyice şımardı ve bir dersi hakkediyor. Bende onlara şunu sormak isterim. Bir şekilde yıkılıp tamire ihtiyaç duyduğunuz duvarınızı kazuratlamı sıvarsınız, yoksa tertemiz toprak ve samanla oluşturduğunuz çamurlamı sıvarsınız.
Kazuratla sıvarsanız o duvarın önünden her geçtiğinizde kendi pisliğinizin kokusu yine kendi burnunuza değer, mideniz bulanır, yüzünüz buruşur. Bunu bile bile durup dururken kendi kendinize neden böyle bir işe kalkışasınız ki.
Yönetmek, yönetici olmak hırsla, yalanla ve hile ile olursa çok geçmeden insanın ayağına dolanır. İnsanın ruhu, başkalarına zulüm edecek şekilde mana korkusundan uzaksa, yeminlerine sadık olan bir çok insan karşısındakini de böyle düşünür. Onun için herkes kişiyi kendi gibi bilir demiş büyükler. Halbuki insan bilgi ve hayat tecrübesi yönünde geliştikçe, insanları değerlendirme bilgisi de, genişler. Müslüman ferasetli olur. Her söz verenin sözüne ve daha önce verdiği sözlerin ne kadarını yerine getirdiğine bakarak inanmak gerekir. Aksi durum ise ancak ahmaklık olur.
Mantığımızın ve hislerimizin süzgecinden geçmemiş, sadece hislerimize hitap eden sözler, vaatler ve yeminler her zaman bizi aldatabilir. Cenabı Hakk Naziat Suresinde işi tedbirle yapanlara yemin eder. “Andolsun işi tedbirle yapanlara” diyerek teyid eder.
Zalimlerin, benliğini her şeyden üstün tutanların, düşmanla iş birliği yapanların, zulme çanak tutanların ve geçmişinde zulümle anılanların sözlerine inanılmaz. Kişiliği yüksek insan, yemine lüzum görmez zaten. İslam ahlakından beslenen Türk töresi and içmeye ve yemin etmeye çok büyük önem verir.
Fransızların büyük edibi Lamartin “Türkler verdikleri söze çok itimat edilen yüksek seciyeli ve ahlaklı bir millettir, bu milletin insanları şereflidir, size söz vermişlerse mutlaka yerine getirirler” diyor.
Unutmayın bilgide derin, imanda yüksek kişiler sözlerine ve yeminlerine sadıktırlar. Verdiği sözün arkasında duramayacak kadar onursuz olanlar ise ahlaken müfessih, düşük ve karakteri bozuk insanlardır. Bunlarla asla yola çıkılmaz, güvenilmez, emanet ehli olmadıkları için de hiçbir şey emanet edilmez onlara.
Kur’anı Kerim Maide suresinde şöyle buyrulur. “Allah sizi yürekten ve kasten yaptığınız yeminlerden (verdiğiniz sözlerden, vaadlerden) sorumlu kılar.”
Buradan hareketle insan bu sorumluluğu bilgisi ve imanı derecesinde idrak eder. Onun için dostlarımızı, idarecilerimizi, bizi yönetecekleri verdiği sözün arkasında durabilecek kadar imanına sadık, kalbine dürüst ve şerefine, haysiyetine düşkün insanlardan seçelim. Çünkü sorumluluğunu bilen insanlar asla yanılmazlar.