KÜSTAH VE KENDİNİ BİLMEZDEN İDARECİ OLURSA…

KÜSTAH VE KENDİNİ BİLMEZDEN İDARECİ OLURSA…

15774_3030_15082012_3

Makaleyi Sesli Dinle

 

Sevgili dostlar malum bu köşeden zaman zaman sizlerle çeşitli kıssalar paylaşıyoruz. Paylaştığımız kıssalardan önce kendi nefsimizde ibret almayı Rabbim bize nasip etsin.

Hazreti Süleyman Aleyhisselam, Cenabı Allah’ın kendisine aşikar mucizeler bahşettiği büyük peygamberlerinden biridir. Rüzgarın dilinden anlar, onunla seyahat eder, cümle hayvanatın konuşmalarını duyar, onlara hitap eder ve onları dinler, denizde, karada ve havada hükmü geçer bir peygamberdir.

Aynı zamanda sadece insanlara ve hayvanlara değil, cinlere de sözü geçen hükümdar bir peygamberdir. İlme düşkünlüğü ve sultanlığı esnasında sürekli ilim meclisleri kurması ile de meşhurdur. Çevresindeki bütün ilim adamlarını toplar soracakları her soruya cevaplar vereceğini söyler ve böylece Rabbinin kendisine bahşettiği ilim ve kuvvetli hitabeti sayesinde peygamberlik görevini yaparak insanları gerçek dine, Allah’a imana davet ederdi.

Bir gün Fenikelilerden bir grup ilim adamı huzuruna geldiler ve bir soruları olduğunu söylediler. Hazreti Süleyman her gelene ve her sorulana cevap vereceğini taahhüt ettiği için “Buyurun sorun”

Fenikeli heyetin sözcüsü ağarmış sakallarını sıvazlayıp edepli bir vaziyette Hazreti Süleyman Aleyhisselamın huzurunda şöyle sordu;

“İşittim ki Allah bazı kullarını günahları olduğu halde, suçlu oldukları halde bağışlayıp üstüne üstlük onlara iltifatta ve ihsanda bulunurmuş. Peki bu kullar nasıl kullardır ki, hem suçlular, hem de iltifata ve ihsana layık olurlar. Bu nasıl bir adalettir ki hem suçlu olanı kayırır, hem de ona iltifat ve ihsanda bulunur.”

Hazreti Süleyman bir müddet düşünür. Sorulan soruya vereceği cevapla hem hiç şüphe bırakmaması gerektiğini, hem de gelen bu Fenikelilerin imanına vesile olması gerektiğini düşünür.

Tam cevap verecekken huzuruna girmek isteyen bir müştekinin olduğunu söylerler. Maduriyetini arz etmek istediğini de belirtirler. Hazreti Süleyman adil bir sultan ve peygamber olduğu için hiç bekletmeden şikayete geleni huzuruna alır. “Söyle bakalım derdin nedir? Neden şikayetçisin?” diye sorar.

Adam ağlayarak şöyle der;

“Efendim şu an dışarda bekleyen üç kişi merkepleri ile benim tarlamın ortasından geçtiler. Geniş bir alanda ekinlerimi yerle bir ettiler ve büyük zarar verdiler tarlama. Oysa gidecekleri yere tarlamın etrafından dolaşan ve yakınındaki dağın eteğinden geçen açık bir yoldan da gidebilirlerdi. Buna üşendikleri için benim ekinime zarar vererek tarlamın ortasından geçtiler. Zararımın onlardan tazmin edilmesini ve mağduriyetimin giderilmesini istiyorum” şeklinde şikayette bulunur.

Hazreti Süleyman dışarda bekleyen sanıkları içeri almaları için adamlarına emreder. İkisi içeri girerler ve Hazreti Süleyman Aleyhisselam birinci adama hadiseyi sorunca o küstahça şu cevabı verir,

“Buna az bile. Bu hiçbir şey bilmiyor. Yolun ortasına tarlamı yapılırmış. Tarlasını oraya yapmasaydı, ekinini oraya ekmeseydi bu zarara düşmeyecekti. Zararını karşılamak şöyle dursun o tarlanın oradan kaldırılmasını talep ediyorum.” Diyerek çıkışır.

İkinci adama döner Hazreti Süleyman Aleyhisselam. “Sen söyle bakalım bu konu hakkında ne diyeceksin.” Adam büyük bir pişmanlık içinde “Efendim ben bir hata ettim. Nasıl o tarlanın içinden geçtim, niye bu arkadaşıma uydum bir türlü anlayamadım. Ama bir kere yapmış oldum. Bu tarla sahibinin zararı neyse ben tazmin edebilirim. Borcumu ödeyebilirim” diye pişmanlığını dile getirir.

Hazreti Süleyman üçüncü adamın neden gelmediğini sorar adamlarına. Der ki kapıcısı,

“Efendim üçüncü adam kapının önünde mermerin üzerine çöktü ve pişmanlık içinde ağlamaktadır. Ben nasıl böyle bir günah işledim, nasıl böyle bir hataya düştüm. Arkadaşıma nasıl uydum. Şimdi ben bu adaletli sultanın huzuruna nasıl çıkacağım ve ne diyeceğim, hangi yüzle konuşacağım diyerek pişmanlık içinde kıvranmaktadır.”

Hazreti Süleyman o adamın huzuruna getirilmesini ve onun adına tarla sahibinin zararını kendisinin karşılayacağını söyler. Adam huzura girer. Büyük bir pişmanlık ve mahcubiyet içinde yüzü yerde özürler diler.

Hazreti Süleyman adama derki, “pişmanlığın gerçekten gönülden ve samimi. Bu yüzden senin suçunun karşılığında doğan zararı ben ödeyeceğim. Sen iyi bir insansın. Bir daha böyle bir günah işleme, kimsenin hakkına girme.” Sonra ikinci adama döner ve  şöyle der. “Sen de iyi bir insansın ama arkadaş kurbanı olmuşsun. Bir daha böyle kötü arkadaşlar ile yola çıkma. Sonra sende zarar görürsün”

Nihayet ilk konuşana ve küstahlık edene dönerek şu cezayı verir.

“Sen nasıl pervasızca bu sözleri söyler ve bu kulun hakkına girersin? Allah’tan korkmaz mısın. Hesap gününde bu yaptığın vebalin gelip senin boynuna dolanacağından ve bizzat senden hesap sorulacağından çekinmez misin? Sen ne pervasız bir kulsun böyle. Bu küstahlığın için sen tarla sahibinin zararını tazmin edeceksin ve bir yıl boyunca hapis yatacaksın.”

Adamlar huzurdan çıkarlar. Adalet yerini bulmuştur. Hazreti Süleyman Fenikeli alimlere dönerek şöyle der.

“İşte ey seçkinler. Sorduğunuz soruya tam cevap verecekken gerçek ilmin sahibi olan Rabbimiz bu davayı göndererek sizlerin sorusuna cevabı kendisi verdi. İlahi bir hikmettir. Almasını bilene. İnsanlardan bazıları vardır hem günahkâr, hem de fütursuzdurlar. Hatalarında inat ederler, dönmezler, tövbe etmezler. Hatta böyleleri kavimlerinin başına idareci olurlarsa kendi hatalarını örtmek için kendi adlarına kanunlar çıkarır, idare ettikleri halkıda bu kanunlara uymaya zorlarlar. Her halükarda kendilerini haklı gösterecek ve haklı çıkaracak sebepler icat etmeyi adet haline getirirler. Bunun devamı için zulmü de haklı göstermek adına yine halkın muhafaza ettiklerini, koruduklarını söyleyerek kendi zulümlerinin payidar olması için çaba sarf ederler. Kendilerine haksızlıklarını ve yanlış yolda olduklarını söyleyenlere ise asla merhamet etmezler. Onları karalamak için ellerine geçirdikleri her fırsatı değerlendirirler. Sonra da zulümlerine baş kaldıranları bir şekilde ortadan kaldırırlar. Yine kendilerini haklı göstermek için de çeşitli oyunlarla yaptıkları bu şen’i cinayetin üstünü örterler. Böyleleri girdikleri çıkmazdan asla kurtulamazlar.

Bir kısım insanlarda vardır ki, hatasını bilip tövbe ederler ve zarar verdikleri insanların zararlarını tazmin edebilmek için çeşitli yollar ararlar.

Ve bir kısım insanlarda vardır ki yaptıkları hatadan öylesine pişman olurlar ki perişan bir vaziyette gözlerinden iplik iplik yaşlar dökerler. Pişmanlıklarını her halleriyle dile getirirler. İşte böyleleri Cenabı Allah’ın en çok sevdiği kulları arasındadır. Çünkü pişman olmuşlardır ve pişmanlıklarından dolayı mahcubiyet içinde tövbe ederken bile ezilirler, kendilerine düşman kesilirler adeta böyle bir fiiliyatı nasıl yaptın diye.

İşte böyleleri iltifata uğrayıp hem de Rabbin lütuflarına mazhar olanlardır. Böylelerinin idareci olduğu topluluklar müreffeh ve huzur içinde yaşayan topluluklar olur. Böylelerinin düşmanı çok olur ama ihlas ve samimiyetlerinden dolayı Cenabı Allah onlara yardım eder, düşmanlarına galebe çalmalarını sağlar, muzaffer kılar.

Rabbim üçüncü sınıf insanların zümresine dahil etsin ve içimizdeki böyle ihlaslı, samimi ve gerçekten iyi insanların sayısını arttırsın inşallah.