Kadın… Ah Kadın ve Aşk

kadin

Sevgili dostlar bu yazıyı yazmama sebep, geçtiğimiz günlerde bir alışveriş merkezinde şahit olduğum olaydır. Önlerinde bir alışveriş arabası, her biri alıcı renkleriyle beni de al beni de al diye bağıran her çeşitten malın bulunduğu rafların arasında dolaşan bir çift.

Hem raflardan bir şeyleri alıp arabaya koyuyordu kadın, hem de yanındaki erkeğe biraz da üst perdeden ağzına ne gelirse söylüyordu.

“Seninle evlendiğim güne ………….. , sen ne biçim erkeksin, zaten senden bir ……. Olmaz….” Noktalı yerler televizyonlardaki “bip” sesinin yerine geçiyor bilginize.

Üzüldüm. Gerçekten teessürle bir miktar adamın haline baktım. Halim selim birisi gibi göründü bana. Ancak aklıma Konya’nın meşhur dehalarından ve hümor nüktedanlarından “Tayyip Ağa” namıyla maruf rahmetlinin söylediği geldi. “Ölen zalim, öldüren zalime ne yaptı bakalım” diye.

Gerçi bunları söyleyen kadının yüzüne bir çala baktığımda gerçekten şirret ifadesinin yetersiz kaldığını da görmedim değil. Şimdi diyeceksiniz niye baktın ki. İnanın sevgili okurlar yukardaki satırlar süzgeçten geçerek yazılmış hali. Daha ağır ve daha galiz “sin” ve “kaf” lı sözleri hiç çekinmeden serdediyordu.

Hemen uzaklaştım o mekandan ve yürürken bir yandan da Fuzuli’nin yaşadığı hadise aklıma geliverdi. İsterseniz onu anlatayım bakalım o devirde de bu hadiseler var mıymış.

Efendim Türk edebiyatının ve Türk dilinin en büyük söz ustalarından biridir Fuzuli. Malum. Bir gün memleketine Horasan ilinden gelen yine kendisi gibi büyük alim ve söz ustası beş bilgin ziyarete gelir. Fuzuli çok sevinir. Çünkü uzun uzun sohbet edebileceği, aynı dili konuşabileceği bir dost meclisini kurmak fırsatı doğmuştur.

Her şey imkanlar dahilinde hazırlanır ve bilginlerle edebiyat, söz, şiir, sanat, din, fıkıh, astronomi, astroloji gibi konularda sohbet etmeye başlarlar. Tam bu sırada ziyarete gelen bilginlerden birinin uzaktan bir akrabası ile evli olan ve Fuzuli ile aynı bölgede yaşayan, bet suratlı, ahlaksız ve gerçekten edepsiz bir kadın, fütursuzca meclisi basar.

Kocasının uzaktan akrabası olan ve Fuzuliyi ziyarete gelen bilgine önce bağırır çağırır ve ağzına geleni söyler. Kocası hakkında sadece kendilerinin bilmesi, sır olması gereken bir çok şeyi söyler sonra da kocasını terk edip, boşayıp akdi nikahını sonlandırdıktan sonra Arap yarımadasının en zengin adamıyla evleneceğini söyleyerek çıkar gider.

Mecliste bulunan ve kocasının akrabası olan seçkin güzellikteki şair, kadının bu edepsiz tavrı karşısında adeta dili tutulmuş ve hiçbir şey söyleyememiştir. “Sen git evine ben kocana gerekeni söyleyeceğim” diye teskin etmekten başka bir şey gelmez elinden.

Böylece yapılmakta olan sohbetin seyri birden bire değişir. Kadın ve evlilik üzerinde yoğunlaşır ve orada bulunan söz ehli insanlar sırayla bu konu üzerinde fikir beyan etmeye başlarlar. Her biri kadın evlilik üzerine birbirinden güzel cümleler söylemeye başlarlar.

“Eşini güldürmeyen güvercinin yavrusunu çaylak kapar”

“Bir evde çocuğuna karşı ananın durumu, kuyumcuya benzer. Alın ne kadar saf olsada onu döken ustanın san ’atına           göre şekil alır.”

“Zenginliğine mağrur kıskanç bir kadının emrinde odaya kapanmış mermer saksıda yaşayan bir karanfil gibi olmaktansa, kırlarda hikmet ve hürriyet rüzgarlarıyla salınan ot olmak daha iyidir.”

“Koyunun postu kuzusunun soyuna, anasının hali kızının huyuna geçer.”

“Gerçek bir kadın kocasının kılıcında sırma, bahçesinde hurma, ocağında kavurma olabilendir.”

Hırslı ve bencil bir eş yalnız kendisi için yuvarlanan bir b. böceğine benzer. İnsan b.böceğini gülün dibine koysa da, o böceği güle sevgili yapamaz.”

“Kötü kocasına sabırla tahammül eden kadın, köküne neft yağı dökülmüş kırmızı güle benzer.”

“Faziletini satarak yüksek tepelerde yılan olarak sürünmektense, ovada kuzusunu besleyen koyun olmak daha hayırlıdır.”

“Bilgili, ahlaklı ve eşinin huyunu suyunu öğrenip hizmet ehli olan kadın yıldızları dize getirir, cahil, bencil, kocasına hizmet etmeyen kadın çobanı kapıya getirir.”

“Azapların en çetini sevdikleri ve sevmedikleri aynı olmayan iki insanın aynı çatı altında yaşamaya çalışmasıdır.”

En son büyük şair ve söz erbabı Fuzuli şu sözü söyler;

“Bütün kötü şartlara ve azdırıcı imkanlara arkasını çevirip namuslu kalan kadın deryada yürüyen evliyaya benzer.”

Mecliste bulunan şairler söyleyecekleri sözleri tam bitirmişlerdir ki, kapıya az önce gelen kadının kocası gelir, içeri girmek için izin ister.

Verilen izin üzerine içeriye giren adam büyük bir mahcubiyetle başını önüne eğerek derki;

“Biraz evvel karımı gördüm. Ben seni gittim şair amcana ve arkadaşlarına iyice bir çekiştirdim rezil ettim. Yanındaki misafirlerde tüm söylediklerimi duydu dedi. Pek müteessir oldum. Çünkü sizleri rahatsız etmiş. Kadın kişi öfke rüzgarına çabuk kapılıyor, onun namına ben sizlerden özür diliyorum lütfen bağışlayınız.”

Meclistekiler adamın sözlerindeki samimiyet ve yüzündeki müteessir ifadeyi görünce çektiği ıstırabın büyüklüğünü bir kere daha fark ederler. Amcası çağırıp sağ yanına oturtur ve derki,

“Ey yeğenim sen bu kadınla ne kadar zamandır evlisin?”

“Sevgili amcam ben eşimle on beş senedir evliyim: “

“Peki çocuğunuz var mıdır?”

“Eşim beni yanına yaklaştırmadığı ve pek beğenmediği için çocuk yapmamıza müsaade etmiyor”

Meclisteki şairler hayretten hayrete düşüp, taaccüple genci süzerken, amcası tekrar yeğenine dönüp;

“Ey yeğenim sen bu kadını boşa, ben sana bu diyarların en zengin ve en güzel kızını alayım söz veriyorum. Seni bu azaptan kurtarayım.”

Bunu duyan genç adam mahcubiyet içinde başını önüne eğer, bir müddet düşündükten sonra şöyle der.

“Ey amcam yani diyorsun ki sen kendi elimle kendi cennetimi yıkayım. Ben bu kadının bu kötü huylarına aldırmıyor, sabırla katlanıyorum ki Rabbimin bana vaat ettiği cennete rahatlıkla gireyim. Sonra dünya dediğimiz oyun ve eğlenceden ibaret, gelip geçici bir mekan. Bu diyarın en güzel kızı da eninde sonunda yaşlanacak ve yüzündeki çizgiler derinleşip gözlerinin feri sönecek, bülbül sesi kargaya benzeyecek. Öyleyse oyun ve eğlenceden ibaret olan dört günlük dünya için değer mi?”

Bütün şairler yine takdir ve taaccüple genci tebrik ederler. Bu arada Fuzuli gülümser. Mecliste bulunan diğer söz üstadları neden gülümsediğini sorduklarında şöyle der,

“Dehr’i Kahr ile olur tuti

Gurab-e hemnişin

Yine davayı gurab eyler

Garabet bundadır…”

(Takdiri Huda Feleğin kahrı ile Dudu kuşu ve karga arkadaş olur, birlikte yaşamaya başlarlar. Amma bu işten karga sürekli şikayet eder durur. İşte gariplik bundadır.)

Sevgili dostlar her başarılı erkeğin arkasında akıllı, dirayetli, hamiyetli ve gerçekten imanlı bir hanımefendi vardır. Her akıllı dirayetli, hamiyetli ve gerçekten imanlı bir kadının da sırtını dayadığı çınar gibi bir beyefendisi vardır.

İşte bu güzel gönüllü insanlar bir araya gelip bir yuva kurdukları zaman, o yuvadan yetişecek olan nesiller ümmetin selameti, insanlığın kurtuluşu için aktif mücadeleye gönüllü insanlar olarak yetişirler.

Dünyanın hangi milletinde olursa olsun aile ocağında en önemli unsur kadındır. Eşine ve yuvasına sadakatle bağlı, vazifelerine müdrik ve gerçekten eşine hizmet etmeyi imanının gereği bir vazife olarak addedip, öyle davranan kadınlara cennet müjdelenmektedir.

Günümüzdeki en büyük problem çalışan kadınların eşlerine ve yuvalarına gerekli zamanı ayıramama problemleridir. Yorgun argın işten gelen kadın, eşine ve çocuklarına hazırlayacağı yemeğin planını yapmakta gecikmiştir. Çünkü akşama kadar sorumluluğunda olan işle meşgul olan kafası, akşam eve geldiği zaman önlerine yemek konulmasını bekleyen aile efradı ile karşılaştığında bezginliği, bıkkınlığı ve öfkesi bir kat daha artmaktadır. İşte buradan hareketle çalışan kadınların aile içindeki uyumları, ev kadınlarına göre çok daha alt sınırda kalmaktadır.

Çocukların varlığı ise ayrı bir problemdir. Çalışan kadın eğer kariyerine odaklanmışsa (ki günümüzde bu konu gerçekten en ince detayına kadar incelenmesi ve araştırılması gereken bir konudur.) Hasbel kader Allah’ın takdiri ile çocuk sahibi olduğu zaman öncelikle büyük bir psikolojik problem yaşamaktadır. Bu problemin ana kaynağı kariyerinde eksik kalması, tamamlayamama korkusudur.

Ve bakıcılar, mürebbiyeler yada yatılı okullar elinde büyüyen, ana, baba şefkatinden mahrum öylece hayatın içinde, hayatı yaşayan çocuklar. İşte bütün bunları ele aldığımız zaman, açtığımız her pencereden karşımıza çıkan kadın ve onurlu bir aşkı yaşayacağın kadının kıymetidir.