İtibar ve Ehliyet

itibarveehliyet yusuf duru makale

Zaman zaman devletin yönetim kadrolarındaki ani değişiklikler, beklenmedik yetki devirleri ve makam tasfiyeleri, toplumun çeşitli kesimlerinden müspet yada menfi tepkiler alır.

Bu durumun en sık yaşandığı ülkelerden biriyiz maalesef. İşin ilginç yanı, devleti yöneten kadronun en üst noktasında bulunan da, en alt noktasında bulunan da ne zaman yerinden oynayaca-ğını, ne zaman tasfiye edileceğini pek bilmez. Daha doğru ifade ile kestiremez. Bu yüzden de diken üstünde oturur hep.

Hazreti Yahya Aleyhisselam, imparator Tiberius döneminde bulunduğu bölgede Rabbin kendisine bildirdiği gerçek ve Hak dini yaymak için çalışmalar yapmakta, halka vaazlar vermekte idi. Peygamberlik vazifesine başlamıştı. İnsanlara öğütler veriyor, onları doğru yola çağırıyordu. İslam’a davet ediyordu. Hazreti Yahya Aleyhisselam hayatta ve kendisine verilen peygamberlik görevini yürütmekte iken, aynı coğrafyada, hatta çok yakınlarında Hazreti İsa Aleyhisselam da aynı vazife ile vazifelendirilmiş ve İsrail oğullarını doğru yola çağırmak, Hakk dine davet etmekle görevlendirilmişti.

Yahudi ve Hristiyan kavimleri hemen genetik iktizalarının gereğini yerine getirmek üzere çalışmalara başlamışlar ve fitne çıkarmak için her türlü fırsatı değerlendirmeye, yürürlüğe koymaya başlamışlardı. Hatta bir grup inanmışı da yanlarına alarak Yahya Aleyhisselamın yanına gelmişlerdi. Vaazlarıyla ve nasihatlarıyla etrafına daha çok insan toplayan, konuşmaları etkili olan ve Yahya Aleyhisselamdan daha iyi olan (Onlara göre) birinden bahsedip, hem de bunun tanıdığı biri olduğunu söyleyip, Hazreti Yahya Aleyhisselam ve Hazreti İsa aleyhisselam arasına nifak sokmak için çabalamaya başlamışlardı. Hazreti Yahya huzuruna gelenleri büyük bir sabırla dinledikten sonra onlara şiddetle karşı çıkarak, huzurundan kovar. Sonra da halka şu konuşmayı yapar.

“Sizler nasıl insanlarsınız böyle. İnancınız olduğunu söylediğiniz ve hiçbir işe yaramayan, kendilerine bile faydası dokunmayan tahtadan, taştan yaptığınız putlara bile yalan söylemekte ısrar ediyorsunuz. Oysa benim ve İsa’nın Rabbi yalan söyleyeni asla sevmez. Sizler tövbe etmek, arınmak ve temizlenmek için Şeria nehrinin sularında yıkanıyorsunuz. Fakat bu sizin için asla yeterli olmuyor. Başkalarının kudretini gördüğünüz zaman bu hak ve kudret karşısında tevazu ile eğilmesini bilmek lazım. Unutmayın ki bir ağacın değeri verdiği meyveye göredir. İşte ilan ediyorum. İsa benden daha iyi anlatıyor, insanları benden daha kolay ikna ediyor. Öyleye Rabbimin bana verdiği izinle ve O’nun kudret elinin dilemesiyle yerimi İsa’ya bırakıyor ve O’nu Allahın peygamberi olarak kabul ediyorum.”

Sevgili dostlar unutulmaması gerekir ki insanın itibarı oturduğu, bulunduğu makam ve koltukla değil, o makamda yaptığı işler, duruşu, hizmetleri ve tavırları ile ortaya çıkar.

Bir adam kendisinden daha ehil birine makamını bırakacak kadar erdemli ise; fikirleri, hayatı, duruşu ve tavrı o derece değer kazanır.

Ancak maalesef ülkemizde yapılan icraatlardan ve hizmetlerden çok ideoloğya örgüsü ile değerlendirildiği için erdemli insanın kıymeti çok bilinmiyor.

Tabi ki farklı görüşler düşünceler, ayrılıklar olacaktır. Ama azami ve asgari müşterekler dediğimiz ve halkın tümünü ilgilendiren özel ve ehemmiyetli konularda fikirler, eylem ve söylem birliği etmeli değil miyiz?

Yüksek bir makamı işgal eden verimsiz faydasız ve başarısız bir idareci olmaktansa her anını sorumluğuna verilmiş makamı, mevkii ya da işi en iyi şekilde yapmaya çalışan ve alt kadrolarda bulunan birileri olmak yeğdir.

Gurur ve kibir içinde önüne bakmadan yıldızları gözleyerek onlar gibi gökte asılı bir yıldız olduğunu düşlerken, ayağı takılıp düşen biri olmaktansa, kutup yıldızı gibi sadece her akşam belli saatlerde doğan ama varlığıyla, duruşuyla, ışığıyla insanlara yol gösteren biri olmak evladır.

Unutulmamalıdır ki milletleri büyük inkırazlara sürükleyenler, yönetici oldukları toplumlarda sadece kendilerinin idarece olması için çaba sarfeder ve yerlerini başkalarına bırakmamakta ısrar eden bencil ve cahil idarecilerdir.

Bakınız Abdülkadiri Geylani Hazretleri nasıl öğüt veriyor.

“Bazı devrin insanları, bulundukları makamı daha da güçlendirmek ve kaybetmemek için makam sahibi insanların peşlerinden koşarlar ve haksız işler yapmalarına rağmen onları desteklerler. Haksızlık karşısında sessiz kalırlar. Halktan ve makam sahiplerinden gelecek rağbet için her şeyi göze alırlar. Halbuki esas olan Hakk için yaşamak ve hakikati kabul etmektir.”

Atalar çok güzel söylemişlerdir. El elden üstündür. Oturduğu makamın kendisine sağladığı imkanlar ve toleranslara güvenerek haksızlık yapanlar akıllarından çıkarmamalıdır ki, altı da üstü de bir avuç toprak olan dört günlük dünya için alçalmaya gerek yoktur. Bu tavır onursuzluk ve Allah’a isyandır.

Deve dikeni olsan ve sarayın bahçesinde bitsen dahi, unutma ki eninde sonunda yerine yakışan bir gül dikmek için seni söküp atarlar.