İSYANMI? AYAKLANMAMI? DARBEMİ? İHTİLALMİ?

İSYANMI? AYAKLANMAMI? DARBEMİ? İHTİLALMİ?

indir

Makaleyi Sesli Dinle

 

İSYANMI, AYAKLANMAMI, DARBEMİ, İHTİLALMİ
Aziz dostlar, kıymetli takipçilerim.
Bugüne kadar yazmadığım, işlemediğim ve aslında işlemeyi de düşünmediğim bir konuda, 15 Temmuz kalkışması ile ilgili yazacağım.
Malumunuz Emevi ailesi iktidarı ele geçirdiği zaman hükmü altındaki topraklarda bulunan ve kendisinden önce iktidar olan çeşitli devletler bir kısım ayaklanmalar yaptılar, karşı çıktılar ve ellerinden kaçırdıkları iktidarı kanla, zorbalıkla, güç kullanarak yeniden elde etmeye çalıştılar. Ancak elbette ki başarılı olamadılar.
Halife Abdülmelik tahttadır. Güçlüdür ve iktidarını devamlı kılmak için kan dökmekten çekinmemektedir. Öyle ki kendisinden öncekilerden daha şedid ve kalıcı tedbirler almak için kimsenin gözünün yaşına bakmamaktadır. Irakta meydana gelen bir isyanı bastırmak için isyancıların üzerine yürür.
Nihayet orduları başarılı olurlar. Kendisi Kufe’de sarayında istirahat ederken isyancıların lideri olan Zubeyr oğlu Misabın kesik başını gümüş bir tepsi içinde getirip önüne koyarlar. Maiyeti yanındadır. Tüm vezirleri ve kadıları da Kufe sarayında toplanmışlardır.
Kufe şehrinin kadısı cesur, adil ve sözünü dudaktan gözünü budaktan esirgemez biridir ve Zübeyrin oğlu Misabın kesik başını görünce gülümser. Bu halifenin gözünden kaçmaz. Hemen sorar “Ne güldün kadı efendi?”
Kadı;
“Halife hazretleri hayret edip taaccüple güldüm. Kaderi ilahi nasılda tecelli ediyor ve adli ilahi nasılda yerini buluyor. Bir kere daha ikrar ve iman ediyorum ki Allah ihmal etmiyor imhal ediyor. Mühlet veriyor. Çok değil bundan birkaç sene önce Kerbela Şehidi Hazreti Hüseyin’in başını kumandan Ubeydullahın önüne koydular, aynı burda. Çok geçmedi, Ubeydullahın kellesini yine burda Muhtarın önüne koydular. Yine aradan çok zaman geçmedi Muhtarın başını da şimdi önünüzde duran Misab’ın önüne koymuşlardı. Şimdi Misab’ın başı sizin önünüzde. Bunların hepsine şahit oldum. Bende buradaydım. Bakalım sizin başınız kimin önüne düşecek. Ona güldüm.”
Halife önce olayı anlamadı ve sadece sustu. Daha sonra öfke ve şiddetle Kufe sarayının yerle bir edilmesini, taş üstünde taş bırakılmamasını emretti.
Sevgili okurlar. Güzel bir ifade vardır. İhtilaller önce kendilerini besleyen ve idare edenlerin başını yer. Aynen öyle. Tıpkı 15 Temmuz kalkışmasında, hareketi ellerine yüzlerine bulaştıran beceriksizler gibi önce kendi başlarını yedi.
Günlerdir basından takip ediyoruz, televizyonlardan seyrediyoruz. Bir müddet suskunluk dönemi yaşandı bu ülkede. Kısa bir müddet. Daha sonra bu ayaklanmanın müsebbibi olan bir cemaat tüm detaylarıyla ifşa edildi. Cemaat ifadesini dini ya da tasavvufi bir terim olarak kullanmıyorum. Yanlış anlaşılmasın. Belli bir gaye ile bir araya gelmiş ve o gayeye hizmet eden insanları kastediyorum. Bu gaye için haramı bile helal kılabilecek kadar gözleri dönmüş olan bu sefih güruh işledikleri her şenaate kılıf uydurmayı ihmal etmeden bu milleti en yumuşak yerinden, inanç ve iman müesseselerinden vurup, merhamet ve şefkat damarlarına saldırdılar. Başarısız olduklarını görünce, batacağını anladıkları gemiyi önce farelerin terkettiği gibi vatanlarından kaçtılar. Türkiyede onların marifetiyle herhangi bir şekilde fakirlere yardım etmeyen, afrikadaki aç insanlara kurban göndermeyen, dershanelerinde çocuklarını okutmayan çok az insan vardır. Ki bunlarında menşei zaten bellidir. Gerçi hainlerin, sefihlerin, şerefsizlerin, haysiyetsizlerin, onursuzların, kubur farelerinin vatanı olmaz. Vatan diyebilecekleri bir mefhumları da olmaz. Kim daha çok parayı veriyorsa onun bulunduğu memlekette ona yalakalık yaparak orayı kendilerine vatan edinirler. Çünkü satılmış ruha sahip olan köle zihniyetli burnundan halkalı, göbeğinden bağlı ve nefsinden dağlı bir güruhtur onlar.
Her darbe, her kalkışma başarılı olsa da, olmasa da mevcut bulunduğu ülkeyi en az elli yıl geriye götürür. Ancak bu seferki böyle olmadı. Çünkü bu kalkışma hareketi başarısız oldu ve ülke büyük bir ivme yakaladı.
Kendilerine göre darbe olarak niteledikleri bu eylemin, kalkışmanın neden başarısız olduğunu bir türlü anlayamadılar. Kendi içlerinde stratejik hatalar yaptıklarını kabul ettiler ama nerede hata ettiklerini anlayamadılar. Çünkü kadro, kafa yapısı, zihniyet, karakteristik analiz kaabiliyeti, yönetim kaabiliyeti, liderlik vasfı, ideal birlikteliği, para ve güç hırsının ön plana çıkması, kadın zaafiyeti, nefsi arzulara gem vuramama, alternatifsiz güç olma hırsı ve daha bunun gibi nefsi azdıran, benliği kudurtan, insanın şirazesini düzelmeyecek şekilde kaydıran bir çok husus bunların yapısında, bünyesinde fert fert nefislerinde, genlerinde vardı. Olmayanları da olanlar işledi, yerleştirdi.
Ülke iktidarı bu kalkışmaya karşı nasıl durması gerektiğini çok iyi bildi, organize etti ve halkı haklı olarak arkasına aldı, başardı. Tıpkı Emevi Halifesi gibi küfe sarayını yıkmakla uğraşmadı. Eğer öyle olsaydı bir sonraki kalkışmanın daha büyük ve daha kapsamlı bir şekilde yenileneceğini gördü, sezdi, fehmetti.
Hem tüm devlet kurum ve kuruluşlarında, hem de ticaret hayatında bunların en önemli gelir kaynakları olan sıcak para akışını sağlayan noktaları kuruttu. Sonra özelde bunlara destek olanların peşine düştü. Daha sonra bilgi akış ve iletişim kaynaklarını kesti.
Peki bitti mi? Hayır. Herkes adı gibi emin olsun ki şu ana kadar damga yiyipte işten çıkarılanlar, görevden el çektirilenler kadar yine iş yapan, görevinin başında olan alttan alta aynı şekilde peygamber gibi bildikleri, çağın mehdisi diye hayatlarını bile verebilecek kadar körü körüne bağlandıkları pensilvanya palyaçosuna hizmet etmeye devam edenler var.
Memleket dahilinde iktidar sahiplerinin yaptıkları her türlü reforma ve yatırıma karşı çıkan zihniyetler de olacaktır elbette. Zulme ve zalime payanda olan, eskiye körü körüne bağlı kalan ve eskinin “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” zihniyetiyle yılanı, yılanları besleyenler elbette olacaktır. Unutulmamalıdır ki, halkın zihninde bulunan soru işaretlerini izale etmenin en güzel yolu ve bu başkaldırının, haksızlığını ispatının en akılcı yolu, adil bir yönetim şekliyle ülkenin refahı ve menfaati için çalışan iktidarın iş başında olmasıdır.
Büyüklerimizden duyduğumuz güzel bir söz vardır. Eğer adil ise kafirin iktidarı kıyamete kadar sürebilir, eğer adaletsiz ise Müslümanın iktidarı yer ile yeksan olur. Hakikaten de öyledir. Zulüm ile abad olunmaz. Bakınız önce küçük dershaneler, ders çalışma evleri, daha sonra büyük holdingler, medya kuruluşları, daha sonra da devlet sahibi olmak üzere yapılması planlanan ihtilal vari, darbe benzeri isyan ve kalkışma hareketini kısa süre önce hep birlikte yaşadık, şahit olduk. Bunların tamamının temelinde benlik ve şahsi hırs yatmaktadır. İkinci dünya harbinde tüm dünyayı kana bulayan Alman nazi çılgını Hitler’inde şahsi hırsı milyonlarca insanın hayatına mal olmuştur. İncelenirse görülecektirki Hitlerle, pensilvanya palyaçosunun haleti ruhiyesi, karakteri, şen’i yapısı ve düşünceleri büyük oranda benzerlik göstermektedir.
Bu arada ortada yazılmış bir destan vardır. Bu destanın kahramanları olan şehitlerimiz ve gazilerimiz vardır. Diyorum ki bu konuyu sulandırmadan nesiller boyu aktarmalı ve doğru kaynaklardan doğru bilgiyi abideleştirmeliyiz. Meydan programlarında şiirler okunarak, naralar atılarak, sloganik ifadelerle faaliyetler yürüterek devam edildiği takdirde bu iş kanıksanır, halkı alışır. Bu yüzden Hazreti Mevlananın dediği gibi yeni şeyler söylemek zamanıdır. Eski eskide kalmıştır cancaazım.
Siz ne kadar meydanlarda nutuk atmaya devam ederseniz, karşı tarafın adamları, hayranları, yandaşları, ılımlıları yada durumu fırsat bilip değerlendirmeye çalışan zübükler çıkarlar ve hedef tahtasına hiç alakası olmayan kişi, kurum, kuruluş, cemaat, kitle yada, yok etmek istedikleri “şey”leri koyarak kamuoyu oluşturmaya başlarlar.
Görmüşsünüz, seyretmişsinizdir. Kendisini bir cemaat olarak görmeyen ve habire beddua eden ama her seferinde derslerine katılanlara alttan alta (tıpkı illumunaticilerin yaptığı gibi sübliminal mesajlar vererek) kendisine biat ettiren, kendi ismini ön plana çıkaran ukala şahsiyetler türeyiverdiler. Hatta dün öldürülmekten korktukları için sokağa bile çıkamayan bu adamlar şimdi televizyon kanallarında boy gösterip ahkam keser oldular. Allahın saf ve temiz dinini, kendi bulanık akılları ile yorumlayıp, ehli sünnet çizgisinde tüm hayatlarını hizmete ve insanlığa faydalı işler yapmaya adamış Evladı Rasule dil uzatacak kadar sefihleşen ruhları ve kazurat kokan dilleri ile açık açık hedef göstermekten imtina etmeyen bu sergerdeler bilsinler ki, niyet hayır akıbet hayır, niyet şer akıbet mahşer. Allahın adaleti er yada geç onlara da tecelli edecektir. Herkes gibi
Hazreti Mevlana Mesnevii şerifinde çok güzel söyler;
“Her şey layığını buluncaya kadar çırpınır. Değişir durur. Sürünür, sürünür, sürünür. Ya sürünürken temiz su kaynağına ulaşır, yıkanıp paklenip temizlenir ve ayağa kalkar, ya kubur çukuruna düşerek kazurata karışır ve onun içinde yok olur gider.”