İSLAM DİNİ Mİ GÜNCELLENMELİ YOKSA MÜSLÜMANIM DİYENLER Mİ?

İSLAM DİNİ Mİ GÜNCELLENMELİ YOKSA MÜSLÜMANIM DİYENLER Mİ?

indir

Makaleyi Sesli Dinle

 

Din bütün kuralları ile Hazreti Adem aleyhisselamın yeryüzüne indirildiği günden itibaren insanlığın tüm hayatı ve ser’encamı boyunca var olmuştur. Peşinen söyleyelim. Bir dinin temel kaidelerinin kaynağı ilahidir. İlahi kaynağı olan bir sistemi ancak kaynağın sahibi, tabir yerinde ise güncelleyebilir. Aksi halde güncellendiğini zannettiğimiz inanç sisteminin değiştirilmiş tüm yada kısmi kuralları ile muharref bir din kalır elimizde. Tıpkı Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta olduğu gibi.
Peki son günlerde sayın Cumhurbaşkanımızın söylemi ile başlayan polemiğin sebebi ne? O kadar danışmanı var, onca alim var çevresinde. Sorabileceği yüzlerce insan varken neden böyle bir açıklama yaptı? Polemik mi oluşturmak istiyor? Yoksa saklı gizli bir kimliği var da onu mu ortaya çıkarmaya çalışıyor? Kime oynuyor? Tarzında yüzlerce soru ile karşılaştık. Hatta kimileri işte gördünüz gerçek yüzünü yavaş yavaş ortaya çıkarmaya başladı tarzında konuşmalar bile yaptılar.
Sosyal medya hop oturup hop kalktı. Bir süre takip ettim. Kısa süre içinde eleştiriler kendi kendilerini tekrar etmeye başladılar. Herkes aynı şeyi farklı kelimelerle söylemeye başladı. Bende artık takip etmeyi bıraktım. Biraz daha bekledim ortalık durulsun. Birkaç satırda ben yazayım diye.
Öncelikle sayın Cumhurbaşkanımızın söylemek istediği ne Kur’anın tashih edilmesi ve düzeltilmesi, ne de bugüne kadar sürdürülegelmiş temel dini kaidelerin elden geçirilerek yeniden tanzim edilip, yine kendi ifadesi ile güncellenmesi. Bunların ikisi de değil. Sayın Cumhurbaşkanımız, müslümanım diyen herkesin kendisini güncellemesi gerektiği konusuna parmak basmıştır. Dini kaidelere uygun yaşadığını söyleyen insanların kendilerini güncellemesini kastettiği kanaatindeyim.
Televizyon programları içinde dikkati çeken ve raiting yapan en önemli programlar aynı dine inandığını söyleyen ama karşıt görüşlü olan insanların, kendi fikirlerini dayatarak seyircilere kabul ettirmeye çalıştığı programlardır.
Hatırlarsanız bir zamanlar Ceviz Kabuğu ismiyle matuf bir program vardı. Hulki Cevizoğlu bu programın yapımcısı aynı zamanda sunucusu idi. Karşı karşıya getirdiği bir çok ilim adamı sıfatını taşıyan insanın program boyunca kendi fikirlerini ispat için nasıl birbirlerine hakaret ettiklerini, nasıl birbirlerini rencide ettiklerini hep beraber gördük. Hatta bir programda kendisini mehdi ilan eden ve Cenabı Allah’dan kendisine (haşa) vahiy geldiğini iddia eden Mihr vakfı başkanı İskender Evrenesoğlu ile ilahiyatçı olduğunu söyleyen Yaşar Nuri Öztürk’ü karşı karşıya getirmişti. Doğru dürüst ayeti kerimeyi okumasını bile bilmeyen bir akıl özürlü çakma mehdiyi, yıllarca ilahiyat eğitimi aldığını ve Kur’an-ı üç yaşında öğrendiğini ve ondan sonra da çok küçük yaşlarda hafızlığını bitirdiğini söyleyen Yaşar Nurinin, nasıl mat ettiğini, alt ettiğini görmüştükte ne kadar mutlu olmuştuk.
Aslında burada verilmek istenen de çok farklı bir subliminal mesajdı. Buna nasib olursa bir başka makalemizde değinelim. Şimdi şu güncelleme meselesinde kastedileni netleştirelim inşallah.
Evet Sayın Cumhurbaşkanımız inandığını söyleyen, inancını yaşadığını iddia eden, İslam dini çerçevesinde bir hayat tarzı dairesinde olduğunu bağıra bağıra herkese göstermeye çalışanların kendilerini güncellemeleri ve dini çok iyi anlamaları gerektiğine işaret etti kanaatindeyim.
Bakınız bu konuda çok güzel bir hikaye var.
Hırsızın birisi bir gece vakti kiliseye girer. Papazlar uyumaktadırlar. Sessizlik içinde ve mesleğinin bütün maharetlerini kullanarak kilisedeki değerli şamdanlardan birkaç tanesini ve papazların kıyafetlerini düzenlemek için zaman zaman karşısına geçtikleri yarım boy bir aynayı da koyar torbasına, geldiği gibi çıkar gider.
Hırsız elindeki tüm malzemeleri kime gösterdiyse hiç kimse almaz. Kendi camiasında sürekli çalıntı malları alıp satanlar bile itibar etmezler. Evine getirir çocukları da itiraz ederler. Çünkü çaldığı malzemelerin hepsinin üzerinde çeşitli figürler, kabartma heykelcikler ve istavroz işaretleri vardır. Hepsinde de ait oldukları kiliseye ait işaretler vardır ayrıca.
Çocukları biz kiliseden çalınmış bir malı evimize koymayız, onu satıp getireceğin parayı da yemeyiz diyerek itiraz ederler. Satmak için götürdüğü herkes de aynı tepkiyi gösterince çaresiz aldıklarını yerine koymak üzere tekrar bir gece vakti kiliseye girer. Niyeti torbayı olduğu gibi görünür bir yere koyup çıkmaktır.
Ancak o gece uyku tutmayan baş papaz da hırsızın girdiği salonda karanlığın içinde oturmuş, kendi kendine tefekkür etmektedir. Birden içeriye sessizce birinin girdiğini ve ayaklarının ucuna basarak mihraba doğru ilerlediğini görür. Ses çıkarmaz , bakalım ne yapacak diye beklemeye başlar.
Bizim hırsız aldığı torbayı mihrabın orada bulunan ve başpapazın vaaz için kullandığı görkemli kürsünün hemen yanına koyar. Sonra başını kaldırır ve çarmıha gerilmiş İsa heykelinin önünde durur. Birden içi ürperir ve fısıltı ile özür diliyorum bilemedim der. Tam geri dönüp çıkacakken, karanlıkta oturmakta olan papaz seslenir. “Evladım ne yapıyorsun?” diye. Hırsızın aklı başından çıkar çünkü karanlıkta olduğu için papazı görmemiştir ve Çarmıhtaki İsa heykelinin kendisi ile konuştuğunu zanneder. Korku ile dizlerinin üzerine çöker ve ellerini dua vaziyetine kaldırıp şehadet kelimesini getirmeye başlar. Papaz tekrar sorar “Müslüman mısın?” Hırsız kekeleyerek “Evet efendim” der. “Ne arıyorsun o zaman kilisede, camiye gidip orada dua etsene evladım” diye doğal olarak sorar. Ancak hırsız korkudan ne yapacağını şaşırmıştır ve suçunu itiraf eder. “Efendim kusura bakmayınız. Ben bir hırsızım ve mesleğim icabı geçen gece gelmiştim. Buradan bir iki şamdan ve bir ayna çalmıştım. Ancak üzerindeki heykelcikleri ve haç işaretini gören hiç kimse bunları almadı. Çocuklarımda çalıntı kilise malından bize hayır mı gelir, uğursuzluk getireceksin götür bunları ne yapıyorsan yap diye beni evden kovdular. Üzerindeki heykelcikler ve haç işaretinin uğursuzluk getireceğine inandım. Getirip yerine koymak istedim.”
Papaz hayretle ve merakla sorar tekrar karanlıktan çıkmadan. “Peki evladım madem Müslümansın. Senin dininde hırsızlık yapmanın haram olduğunu bilmiyor musun. Hemde başkasına ait bir malı izinsiz almak, satmak, tasarruf etmek günahların en büyüklerinden değimli. İnandığın dinin Rabbinden korkmuyorsunda, çaldığın aynanın üzerindeki heykelciklerden mi korkuyorsun. Rabbinin seni cezalandırmayacağını mı düşünüyorsun.”
Hırsız papazı görmediği ve İsa heykelinin kendisi ile konuştuğunu sandığı için biraz daha omuzlarını dikleştirir ve “Bozulmuş bir dinin sahibi olarak benimi eleştiriyorsun” deyiverir.
Tam bu sırada papaz ayağa kalkar ve hırsıza doğru yürür. Yanına gelip omzuna dokunduğu zaman hırsız büyük bir korku ile sıçrar ve geri kaçar. Papaz “Korkma evladım, seninle ben konuşuyordum. Ancak üzüldüm. Sen Allahın sana menettiği bir yasağı yaparken O’nun seni gördüğüne inanmıyor ve O’nu üzmekten korkmuyorsun ama, kiliseden çaldığın bir aynanın üzerindeki heykellerin sana uğursuzluk getireceğine inanıp ondan korkuyorsun. O zaman sen dinini gerçekten bilmiyor ve yaşamıyorsun”
Hırsız papazı karşısında görünce tutulan dili ve alamadığı nefesiyle bir müddet sonra bayılıp kalır.
İşte hikayemizde olduğu gibi işin özüne inmeden yapılan açıklamayı sadece kendi peneceremizden gördüğümüz kadarıyla yorumladığımızda karşımıza bu garabet manzara çıkıyor. Biz, bize bahşedilen ve tüm hayatımızı an be an tanzim edebilecek kadar mükemmel olan bir dini ve bu dinin kitabını öğrenmek yerine, kulaktan dolma bilgilerle zırvalamaya devam ettiğimiz müddetçe Cumhurbaşkanımızı anlamamız da mümkün değil.
Önce kalbimizi, sonra ruhumuzu ve inancımızın derecesini yine inancımızın bize öğrettiği kaideler bütünü içinde gözden geçirmeli, reset atmalı, güncellemeliyiz. Yeniden başlat komutunun burada ekser çoğunlukta işe yaramadığını hepimiz biliyoruz.
Çünkü adam zina ediyor, tevbe ediyor ve arkasından bir kere daha zinaya düşüyor.
Adam faiz yiyor, tövbe ediyor ama birkaç gün sonra yine faiz bataklığına düşüyor.
Adam irtikabla meşgul, rüşvet alıyor, görevini kötüye ve şahsi menfaatleri doğrultusunda kullanıyor ama yine de önce gelen isim olarak herkes tarafından el üstünde tutuluyor.
Bu misalleri çoğaltarak binlerce madde halinde sıralayabiliriz.
Peki burada dinin mi güncellenmesi gerekiyor, yoksa o dini anlamayan, anlamadığı için kulaktan dolma bilgilerle dinini yaşadığını zanneden kişilerinmi?
Karar sizin.