İNSAN ÖMRÜNDEKİ BAYRAMLAR

yusuf duru

Makaleyi Sesli Dinle

Kimi şahsiyetler vardır. İcraatları ile çağlara ışık tutarlar. Kimileri de vardır ki tarihin tozlu sahifelerinde unutulup giderler. Zamanın kumları gibi savrulup yok olurlar. Bunları hatırlamak, isimlerini anmak ya da kendilerince büyük olan ama insanlık tarihi adına kubur faresinin karıştırdığı kazurat hükmünde bile olmayan icraatları silinir gider, yok olur.
Devir 1. Sultan Mahmut devridir. Zamanın nişancılarından olan (bugünkü karşılığı devlet reisinin özel kalem müdürlüğü, müsteşarlık) Halet Efendi bir müddet Bağdat’ta kalır. Bu süre bayrama denk gelir. O bölgede bulunan keşif ve keramet ehli bir Rufai şeyhinden bahsedilir kendisine. “Gidelim elini öpelim duasını alalım, bayramını tebrik edelim” der ve kalkıp mezkur şeyhin yanına gelirler.
İkram, hoş beş den sonra Şeyh efendi Halet Efendiye şöyle bir bakar, baştan aşağı süzer ve başlar konuşmaya.
“Bak evladım insan hayatını yaşadığı müddetçe üç büyük bayram idrak eder. Bunlardan ilk ikisi vezirdir, üçüncüsü her yerde hazır ve nazırdır. Bu üçünden haberdar olmayan, bu üç bayramı bilmeyen, hissedemeyen hatta yaşayamayan için ara yerdeki bayramlar ıvır zıvırdır.
Halet efendi bu sözlerden hiçbir şey anlamaz. Şeyh efendi bunu fark eder ve şöyle açıklar.
“Evlat, insan olmak için ilk bayram doğumdur. Dünyaya Hakka muhatap olan sıfatlarla donatılmış olarak düşünen bir beyinle doğmak gerçek bir bayramdır. Sonradan kullanırsın, kullanmazsın onu bilmem. İkinci bayram, insanlara hayırlı hizmetler yaptığın, dostlarına en dar zamanlarında vefa gösterdiğin, yaptıklarını şan, şöhret, makam, mal, mülk ya da adını duyurmak için yapmadığın, oturduğun makamda dertlilere deva olmaya çalıştığın ve insanca muamele edip vefa şinas olduğun, insanlığın yararına yaptığın hizmetlerin ortaya döküldüğü ve hiç ayırt etmeden tüm insanların senin hakkında müspet düşündüğü bir ömür yaşadığında ruhlarında sevinç duyanların ve seninle ilgili iyi şeyler düşünüp söyleyenlerin hissettiği bayramdır. İşte bu öyle bir haldir ki, başkalarının sevinçlerini bayram gibi bilip kendi sevincine katıp yoğurmayla kutlu ve mutlu olur.
Üçüncü bayram her yerde hazır ve nazır olan ölümdür. Ama bu bayram fani aleme geçiş kapısı olan ölümün bir dünya kapısında, bir ahiret kapısında kutlanır. Yani iki kapıda kutlanan bir bayramdır. Öyle yaşamaya dikkat et ki, ardında kalanlar değil, seni diğer alemin kapısında karşılayanlar bayram yapsınlar. Bu arada anlattığım ilk iki bayramı idrak edemeyenlerin dünyadan ayrılmasıyla ardından bayram edenler çok olur. Aradaki bayramlar ıvır zıvırdır dedim. Neden? Çünkü bu üç bayramı idrak edemeyenler, gerçek anlamıyla yaşayamayanlar için ömürleri boyunca şahit oldukları, yaşadıkları, ramazan bayramı, kurban bayramı olsa ne, olmasa ne? Hayvani bir bedenle yaşayıp giderler. Oysa asıl bayram ruhta yaşanan bayramdır… “
Şeyh efendinin söylediklerini dinler ama hiçbir şey anlamaz halet efendi. Bağdat’ta kaldığı sürece de keyfe ma yeşa bir hayat sürer. Bir çok vazifelerden sonra padişahın özel kalemine geçerek nişancı unvanıyla en yakın adamları arasına girer. On yıl boyunca devleti ve padişahı avucunun içinde oynatır. Entrikalar, siyasi suikastlar, ümmeti Muhammedi sıkıntıya sokan kararlar alır.
Özellikle yeniçeri ocağındaki ıslahatlara mani olur. Rumları himayesine alır, devlete sadık ve hizmet etmek üzere yetişmiş olan Tepedelenli Ali paşayı padişahın nezdinde kötüler, küçük düşürür bu sebeple meşhur Mora isyanı patlak verir.
Nihayet II Mahmut, Halet efendinin liyakatsiz bir devlet adamı olduğunu görür, anlar ve bir ferman ile Konya’ya sürer. Orada idam edilir.
Bağdat’ta karşılaştığı şeyhin basireti ile okunan ömrü ve anlatılan her şey aslında kendi hayatı ile alakalı bilgilerdir. Şeyh efendi onun basiretini açmak, gözünü, gönlünü genişletmek istemiştir ancak Halet efendinin içine düştüğü durum bunun tam tersi olmuştur. Hayatının son bayramı hakikaten şeyhin dediği gibi ardında kalanlar tarafından kutlanır.
Hatta kendisi hakkında bir şair şu dizeleri yazarak ne kadar sıkıntılı bir ömür geçirdiğini ve Halet efendi yüzünden mağdur olanların derdine de ne derece tercüman olduğunu ortaya koyar.
Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur
Yıkıldı gitti cihandan, dayansın ehli kubur.
İnsanın, doğumuyla dünyaya ayak basmasını hakiki bir bayram olarak kabul edenler, Cenabı Hakk’ın Kur’an’ı Kerimde kendi ruhundan ruh üflediğinin gerçek manasını idrak etmişlerdir.
Birde doğdukları zaman etraflarında bayram edilen insanlar vardır ki, ölümlerine kadar insanlar gerçek yüzlerini ve hislerini onlardan saklarlar. Öldükleri zaman da arkalarında kalanlar kurtuluşlarına bayram ederler.
Her kalıbı insan olanı, insan olarak addetmemek gerek. Çünkü her kalıbı insan görünümlü olana “Adem” , “İnsan” demek doğru değildir. Gerçek insan, insan olarak yaratılmanın sorumluluğunu idrak etmiş olarak dünyaya gelir.
Bezmi elestte verdiği söze sadıktır. Bu sadakatinden dolayı, dünyadaki verdiği sözlere de sadık kalır. Vefa şinas ifadesi de bu insanlar için kullanılır. Makamından, elindeki imkanlardan ve yaşadığı hayatın kendisine sağladığı imkanlardan dolayı ne oldum delisi olanın vay haline.
Bu insanların gözleri de, gönülleri de, basiretleri de bağlıdır. Kapalıdır. Kimin vefalı bir dost, kimin riyakar bir perest olduğunu göremezler. Bu yüzden verdikleri kararlar isabetsiz, liyakatsiz ve sonuçsuz kalır.
Dünyaya geliş gayesinin yiyip içip eğlenmekten ibaret olduğunu sananlar yukarıda şeyh efendinin bahsettiği bayramları idrak edemezler.
Oysa bahsedilen iki bayram hayat denen saltanatın vazgeçilmez veziridirler. Son bayram ise dünyadan ayrılanlar içindir. Bazen bu bayram ayrılış kapısında başlar ve yapılır. Zaman zaman da gittiği yerde kendisini karşılayanlar tarafından yapılır. Bu bayram hem dünyadan ayrılan kişinin bayramıdır, hem de kendisini karşılayanların bayramıdır. Çünkü dünya hayatı boyunca vezirlerin sözünü dinlemiş olmanın verdiği mutlulukla diğer tarafın kapısını çalmıştır. Açanlarda bir bayram şenliğinde bu mutlu ve kutlu ruhu karşılamaktadırlar. Bayram etmektedirler.
İşte bu üç bayramın ruhunda şekillendirememiş ve manalandıramamış insan, ara yerdeki her bayramı da yalnız kendisi için yaşayıp güler, oynar, yer içer, etrafa lakayt kalır. Ama bu hal ve bayramlar onun rütbe defterine hiçbir yıldız ilave etmediği için ara yerde ıvır zıvır kalır.
Tıpkı bayram çocuğunun bir dönme dolapta işittiği neşeli çığlıkların bayramdan sonra hafızasında kalan silik sesleri gibi.
Onun için doğduğun zaman herkes gülerken sen ağlıyordun, öyle bir hayat yaşa ki, öldüğün zaman herkes ağlarken sen gülesin demişlerdir.
İşte bu öyle bir hayat yaşa ki ifadesinin altında vefa, kadirşinaslık, alicenaplık, sükunet, sabır, sevgi ve verdiğin söze sadakat gibi insanı insan yapan erdemler vardır. Yok yoksa bunlar kendisinde varmış gibi görünüp oturduğu makamı korumak adına göstermelik sergileyenlerin bayramları da ömürleri de ıvır zıvır niteliğinden öteye geçemez.
Vesselam.