HASED, KİN VE KISKANÇLIK

adsiz11

RAKİBİ KARALA, ÇAMUR AT!…

DAHASI İFTİRA İLE BİTİR İŞİNİ

Sevgili dostlar kısa bir süre önce ortaya çıkan bir örgütün bugüne kadar yaptıkları ve yapmayı planladıkları tüm şen’i faaliyetleri, vahim şenaatleri ve kahir çalışmaları, her geçen gün biraz daha farklı bir boyutuyla öğreniyor, akli muvazenemizle “Bunu ve bunları yapabilmek için insanın insanlığından çıkması, imtina etmesi, irtidat etmesi gerekir” demekten kendimizi alamıyoruz.

Tabi bu yapılanların yegane sebebi memleket dahilindeki iktidar sahiplerini derdest edip, belki de bir daha ortaya çıkamayacak şekilde bulundukları yerden, bilinmedik yerlere götürmek, yegane iktidar sahibi kendileri olmaktı.

Şimdi denilebilir ki; görünen manzaraya bakıldığında zaten mezkur örgüt memleketin her köşesinde istedikleri gibi at koşturabilecek ve iktidar sahiplerini yönlendirebilecek bir şenaat ağı kurmuşlar, ne gerek vardı böyle bir şeye? Neden durup dururken kendilerini açık ettiler de rahatlarını, huzurlarını bozdular, kurdukları çarkın dişlileri arasına kendi elleriyle çelikten çubuklar sokarak dişlileri yerlerinden oynattılar?

Tek sebebi hased, çekememezlik ve hırs diyebiliriz efendim. Bakınız tarih boyunca büyüklü küçüklü kurulan devletlerin temelindeki en büyük dinamit haset ve çekememezlik olmuştur.

Atalarımız çok güzel tespit etmişlerdir. “Kedi ulaşamadığı ciğere mındar dermiş” diye. Aynen öyle. Bugün memleketimizde yapılan hizmetleri, açılan yolları, köprüleri, hastahaneleri, sair hizmete giren her bir büyük yatırımı gören içerde ve dışarda bulunan sözde güç sahipleri,  hasetlerinden, nefret ve kinlerinden orta yerlerinden çatladıkları için, yapmaya muktedir oldukları en başarılı şeyi yapıp, hizmeti ve hizmet edeni karalıyorlar.

Hani çamur at izi kalsın hesabı ellerinde bulunan tüm medya organlarını ve imkanları kullanarak karalama kampanyaları ve kirletme faaliyetleri yürütüyorlar. Sadece İstanbul için yapılan hizmetlerde ağaçların katledildiğini bahane ederek çıkarılan olaylarda zarar verilen yüzlerce ağaç var önümüzde. Ayrıca kamu binaları, özel binalar, araçlar, yollar, parke taşları, telefon kulübeleri, bankamatikler, toplu ulaşım araçları ve daha bir çok kamu yararına kullanılan hizmet elemanlarına zarar vermeleri de cabası.

Çok değil bir iki sene önce gezi parkı olaylarında yaşananların tamamını değil, bir kısmını bile hatırlamamızın bu hased ve kinin ne kadar büyük boyutta olduğunu görmemiz için yeterlidir.

Adamlar o kadar ileri gittilerki oluşturdukları güya bir platform aracılığı ile üçüncü havalimanının açılmamasını, üçüncü köprünün açılmamasını, kamu yararına ve millet menfaatine yapılacak büyük yatırımlardan vazgeçilmesini isteyecek kadar alçakça niyetlerini ortaya döktüler.

Tabiki bu alçaklık ve sefihlik hasedlerinden, kendi yapamadıklarından dolayı oluşan kinden meydana gelmektedir. Bunu besleyenlerde bu ülke üzerinde oyun oynamak isteyen, iktidarı ele geçirip istedikleri gibi at koşturmak isteyen dış güçler.

Bakınız Osmanlı Padişahlarından Beyazıd-ı Veli hazretleri tahta çıktığı zaman, kardeşi Sultan Cem iktidar davasında bulundu, saltanat benim hakkımdır deyip başkaldırdı. Bu başkaldırının temelinde, ilk elde tamamen hased duygusu ve çekememezlik kini yatmaktadır. Çünkü kendisine teklif edilen bir dünya makam ve mansıpla ömrünün sonuna kadar liyakatli bir bey olarak yaşama imkanı varken, kalkıştığı saltanat davasından dolayı memleketinden cüda olmayı, yıllarca gurbet elde kalmayı, sonra da gayri Müslimlerin merhametine muhtaç bir vaziyette zelil ve perişan olarak ölmeyi getirdi beraberinde.

Diyarı küfürde papalık ve yabancı şövalyelerin esareti altında can verir nihayet Cem Sultan. Beyazıd-ı Veli hiç olmazsa cesedinin ülkeye getirilmesini ve islam topraklarında Müslümana yaraşır şekilde defnedilmesi için ne gerekiyorsa yapılması emrini verir. Milyonlarca duka altın verilerek cesedi papalıktan alınır ve İstanbula getirilir. Kendisinden sonra miras kalan terekesi ile birlikte. Geriye kalan eşyaları arasında bir kafeste mey’us ve mahzun boynu bükük bir papağan da bulunmaktadır.

Sultan Beyazıd bu papağını merak eder ve sorar, “Bu nedir?” Sultan Cem’in esaret yılları zamanında her daim yanında olan daisi derki, “Efendim bu bir tuti’dir malumunuz. Sultan Cem efendimin her daim yanında bulunurdu. O kederlendiği zaman “Allahu yensuru Sultan Cem” diyerek ona teselli verirdi. (Allah Sultan Cem’e yardım etsin) bunu sultanımız kendisi öğretmişti. Malumunuz odur ki, sultanım efendim gurbet elde ve bî çare bir vaziyette teslimi ruh etti. Ancak yine kendisi bu tutiye “Allahu yerhamnu sultan cem” demeyi de öğretmişti. Çünkü vefalı bir dostu olmadığı için ardından rahmet okuyanı da olmayacağını biliyordu. O yüzden Allah Sultan Ceme Rahmet etsin cümlesini öğretti. Vasiyetidir bu kafesi sarayın en güzel yerine koyarsanız bu tuti ölünceye kadar sultan cem efendimize rahmet okuyacaktır”

Rivayet olunur ki Beyazıd-ı Veli bu hikayeyi dinledikten sonra hıçkıra hıçkıra ağlamış. Papağanı harem dairesinin en güzel yerine astırmış ve bakımı için bir görevli tayin etmiş. Papağan kısa aralıklarla sadece “Allahu yerhamnu sultan Cem” demeyi adet edinmiş ve ölünceye kadar da bunu söylemeyi bırakmamış.

İnsanın kıymet bilir olması beklenirken bir hayvandan bu vefayı görmek gerçekten etkileyici. Saltanat ve iktidar kavgalarının ardındaki yegane sebep hırs ve güç sahibi olma tutkusudur.

İnsanların kıymet bilir olmaları ve değeri takdir etmeleri bilgileri seviyesincedir. Başkalarının ardından söyleyebildiklerini, yüzlerine söyleyebilmek cesaretini göstermek de erlik ister.

İşte haset, hırs ve kin korkaklığın arkasına yıllarca saklanmasını bilir. Ama bulduğu en küçük bir fırsatta ortaya çıkar ve gerçek yüzünü gösteriverir. Hiç beklemediğiniz anda ortaya çıkan bu yüz sizi ve çevresindeki herkesi şaşırtır, korkutur hatta asli vazifelerinden uzaklaştırır.

Sultan Cem hayatta iken kendisini ve girdiği saltanat kavgasını bahane ederek arkasından söylenen sözlerin tamamı kendisi ile karşılaşıldığı zaman tamamen yutulmuş, söylenmemiştir. Sultan Cem davasından vazgeçmemiş, ancak tüm esareti boyunca da şerefli bir şekilde ne Müslüman kardeşlerine ne de islam dünyasına en küçük bir söz getirmemek için gerekli hassasiyeti en ince detayına kadar göstermiştir. İktidara hırs yada hasedinden dolayı değil, hakkı olduğu için talip olmuş, ancak ümmetin bütünlüğünün bozulmaması için  ülkeyi terketmeyi senJan şövalyelerine esir olmayı, sonra da yıllarca papalık makamının esiri olmayı göze almıştır. Tüm bu esaret hayatı boyuncada ne hırsına yenilerek ülkeyi zora sokacak bir adım atmış, ne de saltanatı sıkıntıya sokacak bir girişimde bulunmuştur.

Çünkü  hased ve kin ruhun acı bir meyvesidir. İnsanoğlu maalesef ruhunun derinliklerinde böyle acı bir meyveyi yetiştirdiği için pişman olmasına rağmen her fırsatta bunu gizlemeyi bir marifet sayar. Sureti haktan görünür.

Büyük şair Baki bir beyitinde şöyle söylüyor;

Alemde zerre denlu değilken vücudumuz,

Müşkül budur ki zerreden artık hasudumuz…

Koskoca alemde zerre bile değilken, hiçliğin en derin gayyasında kaybolmuşken ne hikmetse kendimizi çok yukarda görür ve hasedin, çekememezliğin en şen’i haliyle bizden başarılı olanları çekemez, onlara söyleyebileceğimiz en ağır ithamları hiç çekinmeden ortaya döküveririz.

İnsan kendi gerçeklerinden uzaklaştıkça başkalarının gerçeklerini yanlış olarak görür, onları karalamayı kendine marifet sayar.

Siyasetçilerimizin bir çoğunda yekdiğerinin yaptığı işi karalama istidadı maalesef yüksek seviyelerdedir. Bunun örneklerini her gün görüyoruz. Ancak yukarıdada söylediğimiz gibi erlik, insanın içindeki hasedi ve kini bastırıp nefsini terbiye ve tezkiye etmesidir.

Dünyanın diğer ucunda olupta sırf kin, hased, hırs ve çekememezlik duyguları ile hareket ederek kendisinden çok daha yukarıda olan üst bir aklın kuklası olmayı dahi göze alabilecek kadar alçalan ve karakterini, şerefini, haysiyetini, insanlık onurunu, üç günlük dünya saltanatı için satanların sonu kesinlikle hüsrandır. İnce ince hesaplar yaparken unuttukları en önemli şey, yaptıkları hesaplarında üstünde bir hesabın olduğudur. Tecelli eden de budur zaten.

Rabbim; hakbilir, kadirşinas, vefa ehli ve hırsını, kinini, hasedini, nefsini ayakları altına almışlardan olabilmek için elini tuttuğumuz ve yolunda yürümeye ahdettiğimiz göz ışığı, gönül süruru Hakk Dostlarının yolundan ayırmasın bizleri.