HALT YEDİ BAŞI

manzara-birlikte-edemeyeceginiz-guzellikteki-tasarimlariyla-yuzuklerin-bir-tane-efendisi-sevan-bicakci-570917cd3ad85

Makaleyi Sesli Dinle

 

Evet başlık biraz kaba oldu. Lütfen başlığa bakıp yazımızı okumaktan ve dinlemekten kaçınmayın.
Efendim vakti zamanında Hindistan’da çok kaprisli ve bir o kadarda zengin bir mihrace varmış. Zenginliğinin haddi hesabı yokmuş. Çünkü sahibi olduğu topraklar altın, zümrüt ve gümüş madenleri açısından çok zengin ve hayli bereketliymiş.
Bir gün bu sahibi olduğu bu madenlerin birinden küçük bir çocuğun kafası büyüklüğünde bir zümrüt getirmişler ama kıymet ve paha biçilemez bir değerde imiş bu zümrüt. Öyle büyük ve öyle güzelmiş ki gören herkesin dili bir karış dışarı sarkıyor ve güzelliğinden gözleri kamaşıyormuş.
Bu mihracenin kendisi gibi şımarık, hadsiz ve kaprisli birde karısı varmış. Hani tencere kapak misali. Kadın zümrüdü görünce kocasına nazlanmış, bin türlü cilve ve işve ile demiş ki. “Bu zümrüdün üstüne bir elmas haç gömdürsen ne güzel olur bende onu alır üzerimde taşırım.”
Adam karısının bu şımarıklığını yerine getirmek için ülkesinin en usta kuyumcularını dolaşmış. Hepsi zümrüdü eline alıyor uzun uzun inceliyor ancak bu kadar nadide ve ince bir parçaya o istenilen işçiliği yapmakta çekiniyorlarmış. Sebebi de zümrüdün çok ince zarlardan oluşması ve işlendiği esnada çatlama ihtimalinin yüksek olması imiş. Bu kadar büyük değeri olan ve binlerce altınla ölçülen bu kıymetli taşı çatlatıp kimse başına bela almak istemiyormuş.
Nihayet bu mihracenin arkadaşı İstanbul’da bu işi yapabilecek bir ustanın olduğunu söylemiş. Mihrace üşenmemiş kalkmış İstanbul’a gelmiş ve verilen adreste salaş, küçük, eski bir dükkanda bir elmas yontucusu ile yanında çalışan koca kafalı, ebleh yüzlü ve sürekli burunun çeken bir dekilanlı görmüş. Önce küçümsemiş ve kendi kendine düşünmeden edememiş. “Bu kadar büyük usta bu adam mı?” diye Arkadaşının söylediklerini hatırlayıp ustaya zümrüdü göstermiş. Usta zümrüdü eline almış incelemiş ve “ben bu işi yapamam ama şu kel kafalı, sümüklü kalfam yapabilir” diyerek az önceki ebleh yüzlü, burnu sürekli akan ve devamlı burnunu çekip diliyle dudağını yalayan delikanlıya elindeki zümrüdü uzatarak çok lakaydi bir şekilde seslenmiş. “Al ulan şu müşterini istediğini yapıver” demiş.
Mihrace önce inanamamış. Kalfa zümrüde şöyle bir bakmış, sonra tezgahının başına oturmuş, gerekli alet edavatı önüne almış yarım saat gibi kısa bir sürede zümrüdü delmiş, kesmiş, oymuş ve istenen elmas haçı içine yerleştirerek mihraceye vermiş. Mihrace şaşkınlıktan küçük dilini yutayazmış. “Yahu” demiş ustaya “demek ki ustaların ustası bu kalfaymış. Ne büyük bir maharet. Elleri titremeden bu işi yapabilecek ustanın olmadığını söyledi hindistanın en ünlü ustaları. Ama görüyorum ki bu kalfa gerçekten usta imiş.”
Ustası bunları duyunca müdahele etmiş. “Hayır efendim” demiş. “Bu saf çırağın adı esnaf arasında Halt Yedi Başı’dır. Ne yaptığını bilmez o. Onun elinin titrememesi ustalığından değil. Sadece nasıl bir malzemeye işçilik yaptığını bilmemesinden. Elindeki taşın değerini bilmediği için bu kadar rahat yaptı o işi. Onun için elindeki o paha biçilmez zümrütle, şu gördüğünüz tuğla arasında hiçbir fark yok.”
Sevgili dostlar misaller gerçekten numunedir. Hayatın her aşamasında karşınıza bu tür insanlar çıkabilir. Özellikle de yöneticilik ve liderlikte hiç beklemediğiniz insanlar birden omuzlarda taşınan kahramanlara dönüşüvermişlerdir. Etraflarındaki binlerce insanın kendilerini pohpohlamasından, kendilerine bir üstünlük vehmetmişler ve değerli olduklarını zannederek arkalarından gelen binlerce, yüzbinlerce insanı felakete sürüklemişlerdir.
Liderlik, “arkamdan gelenler bana itibar ediyorlar öyleyse ben gerçekten liderim” demek değildir. Asıl itibar, yapılan işin şuurunda olarak icraata olduğunu ve kendilerine ait bir üstünlük vehmine kapılmadan vazifeye müdrik ve kendi menfaatinden ziyade millet menfaatini düşünenlere olmalıdır.
Başında bulunduğu partilerin ya da gurupların, yaptıkları, icra ettikleri işin sorumluluğunun farkına varmadan, yüklediği tehlikenin ve tehdidin farkında olmadan, yanlış bir adımın ortaya çıkaracağı tehlikeyi görmeden hasbel kader bir kerecik başarı kazanmış insanları kişiliklerinde var olmayan üstün özelliklerle vasfedip, var olan basitliklerinin üzerine çıkaran cemiyetler, emeklerini yele verir, ektikleri zarar ve niteliksizlerin harmanını da tesadüf rüzgarıyla biçmeye savurmaya çalışırlar.
Siyasetin, hikmetin, insan idare sanatının ve milletlere liderlik etmenin inceliklerine vakıf olamayan, sadece şahsi hırsları neticesinde çeşitli ayak oyunları, hile ve desise ile yönettiği partinin, grubun başına gelmiş, hizmet etmesini bilmediği gibi iki kelamı da bir araya getirerek topluluklara hitap etmesini, konuşmasını dahi beceremeyen liyakatsiz, basiretsiz, dirayetsiz olduğu halde kendini her şeye yetkili gören idarecilerin ahmaklıklarını ve hatalarını yüzlerce yıl temizleyemezsiniz.
Böyle insanlar kendilerine vehmettikleri üstünlük ve seçilmişlik vasıfları ile ortaya çıkarlar ama yüzlerine baktığınız zaman ebleh bir surat, ahmak bir beyin, balık bir hafıza ile karşılaşırsınız. Bir günü, bir sonraki gününe uymayan, plansız, programsız, gelecekten habersiz, geçmişi unutmuş ve etrafındaki insanların pohpohlaması ile kendini lider zanneden turnusol kağıdı beyinli insanlardır bunlar.
İşte böyleleri milletleri inkıraza götürür ve yüzyıllarca temizlenemeyecek kalıntılar, izler bırakır. Bunun en iyi örneklerini, çok değil elli yıllık devlet ve siyaset geçmişimizi inceleyenler her yönüyle bariz ve net bir şekilde görebilirler.
İşte bu yüzden attığımız her adımı kılı kırk yararak atmalı ve “layık olduğunuz gibi yönetilirsiniz” hitabına muhatap olan bir kavim olarak liyakatimizi yüksek tutup, layık olduğumuz yüksek seciyeli, karakterli, namuslu, alnı secdeli, kalbi imanlı ve dilinden Hakkı, hakikati düşürmeyen, Hakk dostlarına saygılı, onlara yakın ve idarecisi olduğu milletin derdiyle dertlenen devlet reislerine destek çıkmalıyız. Onları başımızda tutmalıyız. Hiçbir şey yapamıyorsak ellerimizi açıp dualar ederek Cenabı Hakk’tan onlar için Nusret, Feyz ve Zafer istemeliyiz vesselam.