HAFIZA ŞAMPİYONLARI

kuantum

Makaleyi Sesli Dinle

 

Efendim daha önce yine bir programımızda hafızası kuvvetli olan devlet büyüklerinden ve isimlerini verdiğimiz bazı zevattan bahsetmiştik. Hafızayı beşer nisyan ile maluldür yani insan hafızası hata yapar, unutur manasındaki bu söz bu hafıza şampiyonları ve kendilerine zeki kelimesinin bile az geleceği, bugünün ifadesi ile süper zeka diye addedilen kişiler hiçte azımsanamayacak kadar fazladır.
İşte bunlardan biride devrin Osmanlı padişahı Sultan İkinci Mahmut handır. Sultan Mahmut zaman zaman tebdili kıyafet olur, musahibi Said efendi ile birlikte halkın içine karışır ve onların dertlerine bizzat şahit olur, sıkıntılarını yabancı bir insanmış gibi dinler, hadiseye zemin hazırlayanları tek tek tespit eder, yeriyle saatiyle, yüzündeki benine varıncaya kadar saraya geldikten sonra eşhası teşhisle huzuruna aldırır cezalandırılması gerekirse cezalandırır ya da sıkıntısı var ise halleder imiş.
İkinci Mahmut hanın da fotografik bir hafızası vardır ve gördüğü bir simayı, duyduğu bir beyiti otuz sene sonra bile hatırlayacak kadar parlak ve berrak bir zeka yapısına sahiptir.
Yine bir gün tebdili kıyafet olup Musahip Said Efendi ile birlikte saraydan taşra çıkarlar. Niyetleri halkın içine tebdil karışıp sıkıntıları yerinde öğrenmek ve müdahale etmektir.
Yeniçerilerin lağv edildiği günler. Artık ocak dağıtılmış, yeni askeri teşkilatlar hayata geçirilmiş ve sıkıntılı bir dönemin sonuna gelinmiştir. Üsküdar’dan kayığa binerler ve Beşiktaş’ta inmek için kayıkçı ile anlaşırlar. Ancak Sultan Mahmut kayıkçının yüzüne çok dikkatli bir şekilde bakmaktadır. Bu durum musahip Said Efendi’nin dikkatini çeker ve sultanın kulağına eğilerek,
“Sultanım hayırdır bir sıkıntımı var?” diye sorar. Sultan Mahmud’da fısıltı ile musahibinin kulağına derki,
“Said bu adam eskiden yeniçeri idi. Beşiktaş’a çıkar çıkmaz kellesini uçurmak için bostancı başına vereceğim.”
Said efendi adamcağızı kurtarmak için epeyce dil döker, “Efendimiz aradan bunca zaman geçti. Yanılıyor olamaz mısınız? Yazık, kıymayın bu zavallı ihtiyara” diye yalvarır ama nafile.
İkinci Mahmud tekrar Said efendinin kulağına eğilir “Said bu adam yeniçeridir. Ben şehzade iken bir gün Tophanede geziyordum. Bu adam bana o zaman koltuk vurdu. Hatta sol kolunda büyükçe bir ben, sağ kolunda da omuzundan aşağıya bir kılıç dövmesi, Zülfikar ile ona dolanmış çift başlı bir yılan resmi var idi. Şayet kına ile yapılmışsa o resim bu vakte kadar silinmiştir. Amma o ben vücudundan bir parça idi, çıkmamıştır.”
Said efendi yine üsteler, “Aman efendim neredeyse otuz yıl geçmiş aradan. Bunca zaman sonra kolundaki beni, yılanı, kılıcı nereden hatırlayacaksınız. Hem bu yeniçeri filan değildir, ekmeğinde gariban bir kayıkçıdır.” Ancak sultanın söylediği sözlerden de hayli işkillenmiş ve meraklanmıştır. Kayıkçıya dönerek.
“Kuzum kayıkçı bizim Beşiktaş’da haylice bir işimiz var. Sen hele şu küreklere bir iyice asıl, şu kollarını filan bir sıva da gücünü göster, fazladan bir altının var haberin ola.
Kayıkçı fazladan bir altını duyunca gözleri parlar ve kollarını kapatan camadan işliğini çıkarır küreklere asılmak için davranır. Tamda bu sırada sultan Mahmud’un söylediği dövme ve ben ortaya çıkar
Vaziyeti gören padişah tekrar Said efendinin kulağına eğilir ve “Bak gördün mü Said ben sana bu adam yeniçeridir demiştim. Ben bir gördüğüm yüzü otuz sene geçse de unutmam” der.
Said efendi bakar ki sultan Mahmut kararlıdır kayıkçıyı yeniçeri eskisi olduğu için bostancıbaşına verecektir. Adamın hayatını kurtarmak için, “Sultanım ben şimdi kayıkçıya sizin Sultan Mahmud benim de musahip Said olduğumu söylerim. O da bizi denize atar, kendisi de denize atlar yüze yüze karşı sahile kadar gider. Amma ne siz, ne de ben yüzme bilmediğimiz için bu denizin ortasında öyle cascavlak kalıveririz hafazanallah” deyince sultan Mahmud tebessüm ederek derki
“Affettim keratayı, hadi Beşiktaş’a çıkalım.” Meselede böylece kapanmış olur.
Yakın tarihimizin içinde de hafıza şampiyonları vardır. Mesela Mükrimin Halil Yınanç, Ali Emiri efendi, Muallim Cevdet ve İbnulemin Mahmut Kemal İnal gibi zatların keskin hafızaları, müthiş zekaları hep konuşulur ve dillere destandır.
Özellikle Mükrimin Halil Yinanç beyefendinin öyle keskin ve öyle geniş bir zeka hazinesi vardır ki akıllara zarar. Bir gördüğünü, bir okuduğunu anında ezberleyen ve hafızasına unutmamak üzere kazıyan, okuduğu o eseri ya da yazıyı, yıllar sonra noktasına varıncaya kadar dikte ettirecek kadar keskin ve müthiş bir hafızaya sahip olduğu defalarca ispatlanmıştır.
Özellikle bazı kitapları ezberlemekle meşhurdur ki bu kitaplardan başka yoktur tek nüsha. Saray kütüphanesinde tek nüsha olarak bulunan ve elde edemeyeceği kitapları okur, inceler ve hafızasına kaydederdi. Hatta şöyle bir hadise anlatılır.
Osmanlı saray kütüphanesinde bulunan çok nadir ve başka bir eşi olmayan özel bir salname vardır ki hem tarih olarak çok eski, hem dil olarak nadide ve benzeri olmayan bir nüshadır. Mükrimin bey bu nüshayı incelemiş, alamayacağı ve sahip olamayacağı için noktasına varıncaya kadar hafızasına kaydetmiş ve ezberlemiştir. Bir gün bu eser kütüphaneden çalınır. Nadide bir eser olduğu içinde kayıtlardan düşülmesi ricali devletin onayı ile olacaktır. Ancak Mükrimin Halil bey bu eseri satırı satırına, noktasına, virgülüne varıncaya kadar dikte ettirir ve kütüphaneye yeniden kazandırır. Çünkü daha önceden bu eseri okumuş, ezberlemiş ve hafızasına kaydetmiştir.
Yine o devrin büyük kitap aşıklarından Ali Emiri Efendi hafızasında yüz binden fazla beyitin olduğunu kendisi ifade etmektedir.
Tanzimat dönemi vezirlerinin tamamını sakallarının boyasına kadar tanıyan tarif eden ve tasvir edebilen İbnülemin Mahmut Kemal beyin kafası çok geniş bir arşive sahip olan kütüphanesinden çok daha zengindi. Kütüphanesinde bulunan bütün kitaplar hafızasına yer etmiş ve kazınmıştı. Kütüphanedeki yerleri, içindeki bilgiler, kenarlarına, köşelerine düşülmüş haşiyelere varıncaya kadar örnekleriyle, defalarca anlattığını duyan dostları olmuştur.
Bir gün talebelerinden biri kendisinden bir konu hakkında yardım ister. O esnada bir yazı işiyle meşgul olan üstat, başını uğraştığı işten kaldırmadan elli binden fazla kitabın müzeyyen olduğu kütüphanesinde mezkûr konu ile ilgili açıklamanın ve bilginin kütüphanenin hangi sırasındaki hangi rafında ve hangi kitabın yanında, cildinin rengine varıncaya ve istenilen bilginin kaçıncı sahifeden başlayıp kaçıncı sahifede bittiğine varıncaya kadar öğrencisine tarif edivermiştir.
Atalarımızın bir sözü vardır ya, çok okuyan mı bilir, çok gezen mi? diye. Bende diyorum ki dostlar çok okuyarak gezen çok bilir.