DÖNENE MERHABA YOK

mayçiçek

DÖNENE MERHABA YOK

Ülke genelinde yakın bir geçmişte yaşadığımız sıkıntılar malum. Bir oluşum diye isimlendirilen ve başarılı olsalardı ülkenin kaderi ile belki de önümüzdeki yüz yıllık süreçte oynayabilecek bir güce sahip olabilecek vatan hainlerinin kalkışmasına karşı top yekün bir tepkiyi millet olarak verdik.

Kimileri buna özgürlük mücadelesi dedi. Kimileri ikinci kurtuluş savaşı. Kimileri de milli bir mücadele. Hangi isimle adlandırılacak olunursa olunsun bu bir ayaklanmaydı ve bu ayaklanmaya karşı halk kendi özgür iradesi ile bir karşı duruş sergiledi. Bunun olmasını istemeyen, halkın koyun misali, eskilerde olduğu gibi boyun eğmesini bekleyenler rahatsızlıklarını çok geçmeden ortaya dökmeye başladılar.

İşin ilginç tarafı işi olmadığı halde ülkemin insanının haddinden ve yerinden fazla siyasete girmesi, siyasi yorumlar yapmasıdır. Berber koltuğunda burun kıllarını aldırırken hükümet politikalarını eleştirecek kadar seviyesiz ve düşük zihniyetli bazı sergerdeler, ülkenin birlik ve bütünlüğü için ayaklanan halkı küçük gördüler, hakaretamiz ifadelerle güya halkı hiç hesaba katmadılar.

Ancak unutulan önemli bir husus vardı. Türk milletinin nerede, ne zaman, nasıl davranacağını hiç kestiremezsiniz. Onlarda bunu kestiremedikleri, hesaba katamadıkları için hevesleri kursaklarında kaldı.

Şimdi büyük bir temizlik harekatının başladığını basından okuyoruz. Başlatılan harekatın temiz mi, pis mi, kirlimi, lekelimi olduğunu bilmiyoruz. Bunu zaman gösterecek. Ancak tüm okul hayatımız boyunca bize ezberletilen Gençliğe Hitabe diye bir metin de söylendiği gibi, “Memleket dahilindeki iktidar sahipleri, şahsi ve siyasi emellerini, müstevlilerin şahsi ve siyasi emellerine tevhid etmiş olabilirler. Memleketin bütün tersanelerine girilmiş…..” diye devam eder bu metin. İşte tamda burada bu metnin gerçekleştiğini görüyoruz.

Kum yılanlarını bilir misiniz bilmiyorum. En küçük bir tehlike anında çok hızlı bir şekilde kendilerini kumun altına gizlerler ve gözden kaybolurlar. 15 Temmuz Halk hareketinden sonra bir çok örgüt mensubu gizli kalmak, açığa çıkmamak için kum yılanları gibi gizlenecek bir zemin bulmaya çalıştılar. Buldular da. Hangi zeminlerde, nerede ve ne zaman gizlendiklerini bilmiyoruz. Ancak gizlendikleri yerlerden yaptıkları beyanatlarla “Biz daha bitmedik, bitmeyeceğiz. Yapmak istediğimizi şimdi de yer altından illegal olarak yürüteceğiz hadi bakalım hodri meydan” diyorlar.

Bu süreçte Fetöcü olduğundan şüphelenilen herkesle selamı sabahı kesmek icab etti. İyi de hocam yirmi yıldır komşuluk yaptığım insan. Bununla diyaloğumu nasıl keserim. Çocukları elimde büyüdü. Hatta geçtiğimiz gün kızını gelin ettik. Babası ile beraber kırmızı kuşağı beline bağladık.

Bakınız ülkenin selameti için yapılan bir ayaklanmada, kızının beline kırmızı kuşağı bağladığınız adamın yandaşları, (belki o adamda onların içindeydi) bu ülkenin evlatlarına acımadan, merhametsizce ve fütursuzca kurşun sıktı. Hem de “Gebersin itler” diyerek, hem de duyura duyura.

Şimdi soruyorum bu kitle ile, bu adamlarla, bu güruhla, bu vatan hainleri ile selamı sabahı kesmek gerekmez mi? Bir merhabayı bile esirgemek gerekmez mi? Yahu bunun tartışması bile yapılmaz, yapılamaz, yapılmamalı. Bu adamlar tecrit edilmeli. Bu adamlar ülkenin dışına çıkarılmalı, bu adamlar gerekirse idam edilmeli.

Bugün medeni olduğunu söyleyen avrupanın herhangi bir ülkesinde asker böyle bir kalkışmada bulunacak. Halk bunu engelleyecek ve sonra mahkemeler kurularak adil bir yargılama isteyecekler. İnanın gördükleri yerde darağacına çekerler.

Bakın bu durum bana bir dervişin hikayesini hatırlattı.

Zamanın birinde Hakkın yeryüzündeki her yaratılmışına merhaba demeyi kendine şiar edinmiş bir derviş yaşarmış. Yürüdüğü yolda kimi ve neyi görürse merhaba der, halleşirmiş. Ağaca, çiçeğe, böceğe, ata, ite, merkebe. Ayırt etmeden herkese ve her şeye merhaba der, mütebessim bir çehre ile bunu söyledikten sonra yoluna devam edermiş.

Her gördüğü şeye merhaba dedikleri için de adına merhaba dede derlermiş. Güleç yüzlü, sevimli, duası makbul ve muttaki bir insan olan Merhaba Dede’nin önüne geçen insanlar müşküllerini söylemeden önce merhaba der, sonra dertlerini söyler, dua isterlermiş. Merhaba dede de ihlas ve samimiyetle mümin kardeşine dua eder, Hüdai nabit o sıkıntısı gidermiş adamın. Böylece herkes tarafından sevilen ve ünü kısa sürede çok uzak mesafelere kadar giden Merhaba Dede oradan oraya davet edilir, şehir şehir gezermiş.

Bir gün köyünde kaldığı zamanlardan birinde evde un ihtiyacı olunca değirmene un öğütmek için götürdüğü buğdayı değirmenciye teslim ederken merhaba der. Sonra döner, buğdayları un yapmak için üst üste bindirilmiş ve bir mekanizme sayesinde hızlıca ama ahenkle dönen değirmen taşına yaklaşıp merhaba demek istemiş ama tam da bu sırada cübbesinin ucu taşa takılı vermiş. Ağır ve hızla dönen taş dervişin cüppesini kaptığı gibi dolayıvermiş ağzına.

Uğraşmış didinmiş uzun uzun, kan ter içinde kalmış derviş anca ondan sonra cübbesini kurtarmış ve dönüp değirmenciye mahzun meyus ve mükedder bir şekilde parçalanan cübbesini gösterdikten sonra hışımla dönüp taşa doğru seslenmiş.

“Habis… Tövbeler olsun, bundan sonra dönene merhaba yoktur…”

Evet. Hak ve hakikat yolundan ayrı kalanlara, yolunu şaşıranlara ve nefsine, hırsına mağlup olup ekmeğini yediği vatana, topraklara ve altında hürriyeti yaşadığı nefes aldığı bayrağa ihanet eden döneklere ve hainlere merhabadan uzak yaşayabilmek için bir ömür boyu mücadele etmek gerekir. Unutmamak gerekir ki yaşama isteği ve sınır çizilemeyen arzuların tamamı, hırsla dönen her şeye merhabaya doğru insanı iter.

Politikanın kendine has kuralları vardır. Siyaset bu kurallar üzerine kurulur ve tüm kuralları kazanmak üzerinedir. Günümüzde kazanma hırsı, izlenecek her yolu (meşru yada gayr-i meşru) mubah saymaktadır. Ancak medeni insanların politika anlayışı farklıdır elbette. Dürüstlükten ayrılmayan ve kendisine verilen vazifeyi, vazifeyi veren milletinin menfaatleri doğrultusunda kullanan, kullanmasını bilen insanların yaptığı politika elbette farklı olmalıdır da.

Memleket hizmet sevgisi ve memleket düşüncesi öne geçmeyen politika didişmeleri kadar, zamanı harcayan, hükümetleri yıprandıran hiçbir şey olmaz. Bunu Türk siyasi hayatında senelerdir yaşıyor görüyoruz. Gerçek manada politikadan uzak olanların yaptığı iş, verdikleri politik mücadele tamamen seçim ve geçim üzerine olur.

Önemli olan kimi seçtiklerini bilen vatandaşlarla, niçin seçildiklerini bilen milletvekillerinin aynı ideal uğrunda birleşerek, önce kendi ülkeleri, sonra da insanlık için yapacakları yararlı çalışmalar, hayırlı hizmetler bütünüdür.

Unutulmamalıdır ki, lider olmak, iktidar, ahlaklı, bilgili, dirayetli, hamiyetli, vatanperver, inisiyatif kullanabilmek ve yeri geldiğinde kendi şahsi menfaatlerinden fedakarlık edebilecek kararları verebilecek yeteneklerin var olması kadar büyük bir de yetenek işidir.

Tüm işi hırsla dönen bir değirmenin etrafında önüne dökülecek buğday tanelerini beklemek olanların kuracağı iktidarlarla, o iktidarlara hizmet edecek çapulcuların bu memleketi yıllarca nerelere götürdüklerini ve bu vatan evlatlarına neler çektirdiklerini hepimiz biliyoruz.

Kim ne söylerse söylesin 15 Temmuz’dan sonra bu milletin makus talihi değişmiştir. Kendi içinden çıkmasına rağmen en büyük ihaneti yine kendi milletine yapan vatan haini ve yandaşlarının bu ülkeyi ve insanlarını ne hale getirmeyi planladıklarını her geçen gün biraz daha derinlemesine görüyoruz.

Bu yüzden basiretli ve dirayetli olmalı, basiretli ve dirayetli olarak başımıza getirdiklerimizi, bizi yönetmeleri için yeti verdiklerimizi desteklemeli, tüm dünyaya bu ülkenin öyle kolay kolay elde edilebilecek bir kara parçası olmadığını göstermeliyiz.

Artık oyun ve eğlence zamanı geride kalmıştır. Bunu bilip buna göre hareket etmek vaktidir.