BATIL İNANÇ BATILMIDIR

batıl inanç

Makaleyi Sesli Dinle

 

Tüm toplumlarda var olan ve din anlayışının, insan hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak karşımıza çıkan, adına batıl inanç dediğimiz uygulamalar aslında insanın alt beyin kültür yapısında, kendisinden önce yaşamış olan, içinde bulunduğu toplumun birer mirası niteliğinde kalıntılarıdır.
Öncelikle şunu hemen belirtelim. Dinimiz İslam batıl inanç diye tabir ettiğimiz ve kaynağı ilahi olmayan, ne sünnette, ne hadisi şeriflerde, ne de Kur’an-ı Kerim ayetlerinde yeri olmayan hiç uygulamayı kabul etmez, hoş karşılamaz.
Türbelere çaput bağlamak, merdiven altından geçmemek, mezarlara tuz koymak, başında ekmek kırmak, evin muayyen duvarlarından birine nal çakmak yada benzeri bir sürü uygulamayı batıl inanç çerçevesinde sayabiliriz. Batıl inanç diye tabir ettiğimiz bu ve benzeri toplumsal uygulamaların temeline indiğimiz ve detaylı bir araştırma yaptığımız zaman karşımıza şaman ve hint inançlarına ait ritüel kalıntıların çıktığını görürüz. Çünkü bu tür inanışların ya da uygulamaların tamamına yakını bu kültürü yaşayan toplumlarda halen devam ettirilmektedir.
Batıl inanç uygulamalarını bir çeşit kişisel savunma mekanizması olarak değerlendirebiliriz. Çünkü tam anlamıyla dini bir terbiye almamış yada hayatına dini kaideleri tam olarak ve şuurlu bir şekilde yerleştirememiş olanların, içine düştükleri handikapları, ruhlarını esir eden açmazları tedavi edebilmek amacıyla, o boşluğu çevresinde gördüğü ya da geçmişinden kendisine genetik miras olarak kalan, alt beyin korteksine işlenmiş, ama ihtiyaç duyuncaya kadar gizlenip olduğu yerde bekleyen o “şeyi” ortaya çıkarması olarak görebiliriz.
Konya Mevlana müzesinde bulunan mutfak girişinin hemen önünde bir havuz vardır. Bu havuzun suyunun şifalı olduğuna inanılır. Tamam belki bir yere kadar bunu kabul edebiliriz. Ancak bu havuza atılan paraların nereye konulacağını bir türlü anlayabilmiş değilim. Bir çok defa gördüm. Genç ya da yaşlı müzeyi ziyarete gelmiş olanların tamamı havuzun başında gözlerini kapatıp, dudakları kıpır kıpır bir şeyler söyledikten sonra havuza attıkları bozuk paralardan medet ummaktadırlar.
Söylediğiniz ya da yaptıklarının yanlış olduğunu hatırlattığınız zaman ben paradan medet ummuyorum ki, parayı atarak dileğimi tutuyorum ve (kendi ifadesi ile) tanrıdan veya (yine kendi ifadesi ile) yüceler yücesinden medet umuyorum. Parayı atmadan bu dileği tut, dua mahiyetinde tekrar et ve iste dediğiniz zaman itirazın bini bir para.
Yine Konya’da Meram mevkiinde bulunan Tavus Hatun veya Tavus Baba camisindeki türbenin giriş kapısının sağı, solu, üstü, altı kısaca görünen her yeri çeşitli renklerdeki kalemlerle dilek ve temenni destanları ile doludur.
Bağlanan çaputların yanına yöresine bir de dilek yada temenni yazmayı ihmal etmemiştir oraya gelenler. Alın size birkaç örnek.
“Allaaam. (aynen böyle yazılmış) sınıfımı geçittir.” “Tanrım gamzeyi bana ver” “Allahım annemi iyileştir” “Allahım babamın işlerini aç, çok para kazansın ve bize ev alsın”
Bunun gibi örnekleri o kadar çoğaltabiliriz ki. Gerçekten insan hayret etmekten kendini alamıyor. İnsanlar ne ara bu kadar basit ve seviyesiz düşünmeye başladılar. Ne ara tüm kudret ve kuvvet elinde olan Rablerinden uzaklaştılar da taştan, topraktan, kapıdan, ağaçtan, ölüden, mezardan medet ummaya başladılar.
Mücerred düşüncenin doruğunda nazil olmuş ve insan hayatını her yönüyle kuşatmış olan ekmel din İslam bu ve benzeri uygulamaları asla kabul etmediği gibi şirk olarak görmektedir. Yaratıcı ve kudret sahibi olan Allah’tan başkasından medet ummak, imdat beklemek ya da istemek kesinlikle kulun fıtri yapısına ters, iman ve inanç merkezine aykırıdır.
Sosyo kültürel alt beyin yapımızda bulunan ve bizden önce yaşamış olan, bağlı bulunduğumuz veya içinde yaşadığımız toplumun temel değerleri haline gelmiş olan bu batıl inançları bir çırpıda söküp atmak elbette mümkün değildir.
Bunların tamamını yok edebilmek için köklü ve kalıcı bir eğitim sistemi, her yönüyle incelenmiş, araştırılmış doğru bilgilerin, doğru kaynaklardan insanlara aktarılması gerekmektedir.
İslam dini ölüden medet ummayı, mezardan imdat beklemeyi, türbeye bağlanan çaputtan şifa istemeyi, ismiyle matuf yatırlardan istimdat istemeyi kesinlikle hoş karşılamaz.
Peki nasıl bu kadar yaygın ve kemiklemiş bir halle toplumun her kesimine işlemiştir bu tür uygulamalar diye soracak olursanız cevabı çok basit bir şekilde verebiliriz.
Toplumlar ve medeniyetler kendilerinden önce aynı coğrafyada yaşamış insanların hayat tarzlarını, toplumsal dinamiklerini, öğretilerini ve kültürel miraslarını devralırlar. Görerek, duyarak ya da yazılı kaynaklardan miras olarak kalan bu uygulamalar zaman içinde toplumun yapısında yer eder. Dini kaide addedilen ve dışına çıkılamayan, inkar edilmeyen bu davranışlar toplum tarafından bir şekilde kabul görmüş bulunmaktadır. Kimileri tarafından uygulanmasa, inanılmasa bile, uygulayanları, inananları hoş görerek ya da onların bu davranışlarının yanlışlığına göz yumulması sonucunda batıl inanç dediğimiz yüzlerce uygulama nesilden nesile aktarılagelmiştir.
Köklü bir eğitim almayan fert, İslam inancı hakkında yeterli bilgiye de sahip olmadığı için, doğal olarak süreçten etkilenmekte, çevresinde gördüğü bu uygulamaları normal olarak kabul etmektedir.
Oysa hiçbir yazılı kaynağa dayanmayan, geçerli hiç bir mücerred dayanağı olmayan, sadece geçmişten gelen bir uygulama olarak topluma mal olmuş bu tür davranışların tamamı haramdır.
Batıl inançların büyük çoğunluğunda şirk koşmak gibi bir handikap da mevcuttur. Allahın varlığına, birliğine, kudretine ve hakim olan gücüne, yaratma, halk etme özelliğine ters düşen bu inanışların tamamı İslam literatüründe reddedilmektedir.
Tabi bu sözümüzün temel hedefi İslama inanmış olan insanlardır. Yani Müslümanlardır. Ben ateistim, ben inanmıyorum, ben bunu kabul etmiyorum yada ben (haşa) Allahın varlığına inanmıyorum diyenlere bir sözümüz yoktur. Onlar bildikleri gibi davranmakta özgürdürler.