AŞK FEDAKARLIK İSTER

indir

Makaleyi Sesli Dinle

 

AŞK FEDAKARLIK İSTER

Sevgili okurlar, malumunuzdur ki güçlü bir toplumu yıkmak ve yok etmek isteyen devletler, kültürüne yaptıkları saldırılar ile bunu kısa zamanda başarırlar. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Köklü bir kültüre sahip olan milletimizin inkırazı için yapılan saldırıların en başında da kültürümüze, dilimize, örf, an’ane ve adetlerimize yapılan taarruzlar gelmektedir.

Bunların en bariz örneklerini toplum olarak hepimiz görüyor ve yaşıyoruz. Mamafih son dönemlerde televizyonlarda yayınlanan evlilik programlarında yaşanan rezaletlere, programı takip etmesek, seyretmesek bile basın yoluyla yapılan duyurular, ilanlar ve haberler sayesinde şahit oluyoruz.

Aşık olduğunu, çok sevdiğini ve onsuz yaşayamayacağını söyleyen genç kız, iki gün sonra bir başka erkekle yada genç erkek bir sonraki programda bir başka kızla flört dedikleri herze ile meşgul olmaya başlıyor.

Adına ilişki dedikleri bu gayri meşru diyaloğun toplumumuzu ve özellikle de gençlerimizi getirdiği nokta maalesef acı verici.

Gerçek aşk fedakarlık ister. Gerçek aşk vefa ister. Eğer bunları vermeye, göstermeye cesareti yoksa kesinlikle ben aşığım dememeli insan. Aksi halde yalancı olur ve atalarımızın dediği gibi maskaraya döner.

Bakın size anlatacağım hikaye de bunun en güzel örneğidir.

Zerdüştlük bir inanç sistemidir. Elbette, biz Müslümanlara göre küfür temelli bir inanç sistemidir. Yani Zerdüştler kendilerine göre dindar olarak addedilebilir, ancak Kur’an-ı Kerimin “Hak Geldi Batıl Zail oldu” emri ilahisi gereği zail olan ve batıl olan dinlerden biri.

Bunlar ateşperest oldukları ve ateşe taptıkları için ibadethanelerinde büyük ateşler sürekli yanmaktadır. Ateşlerin hiç sönmemesi ile ilgili özel görevliler vardır. Bu görevliler aynı zamanda bu inanışın rahipleridir. Adlarına Muğ denir. Muğlar bu ateşlerin hiç sönmeden, yüzlerce yıl yanması ile görevlidirler ve bu görev babadan oğula geçen kutsal bir rahiplik mesleğidir. Muğlar aynı zamanda mabetlerinde ve kendi inançları dairesinde yaşayanların evlerinde yapılan ibadetleri, ayinleri idare ederler.

Yaktıkları ve sönmemesine dikkat ettikleri ateşlerin kutsal olduğuna inandıklarından, nefesleriyle ve bedenleriyle o ateşleri kirletmemek için yüzlerine kalın peçeler örterler, ellerine eldivenler takarlar.

Asırlar önce Yazd şehrinde bir topluluğun reisi olan adamın güzelliği dillere destan  bir kızı varmış. Uzun boylu, gece kadar koyu renk saçları olan, gök mavisi gözlü, iri kirpikli, ince narin parmaklı, gülüşü insanın aklını başından alan, yürüdüğü zaman sadece onu görmek için herkesin yollara dökülüp ayaklarının altına gül yaprakları döktüğü Ezamera isimli bir kızmış.

Ezamera’nin bulunduğu şehirde yaşayan bütün Zerdüştler, onun gülüşünün ateş tanrıları tarafından bir iltifat ve ikram olduğuna inanır, kirpiklerinin ve gözlerinin yine tanrısal güçlere sahip birer sembol olduğunu fısıldar, adeta Ezamera’yı tanrısal bir yerde görürlermiş.

Bir gün komşu kabilelerden birinin reisinin oğlu Yazd şehrine ticaret için gelir. Burada Ezamera ile karşılaşır. Çok çabuk ve ne olduğunu anlayamadan birbirlerine aşık olurlar ve delicesine sevmeye başlarlar.

Ezamera Zerdüşt, sevdiği genç ise Müslümandır. Müslüman gencin babası, oğlunun her geçen gün sıkıntı içinde eridiğini ve zayıfladığını görünce ne olduğunu öğrenmek için adamlarını oğlunun peşine takar.

Oğlan sık sık Yazd şehrine gitmekte ve Ezamera ile buluşmaktadır. Birbirlerine ölesiye aşık olan iki gencin sırları çok saklanamaz ve herkes tarafından öğrenilir. Nihayet oğlanın babası çok çeşitli ve zengin hediyelerle Ezamera’nın babasından kızını ister. Bir Zerdüşt rahibi olan baba, kızını bir Müslüman ile evlendirmelerinin mümkün olmadığını söyler. Kibar bir dille gelen elçi heyetini reddeder.

Oğlan bu haberle perişan olur ve yıkılır. Oğlunun bu sıkıntılı durumuna şahit olan babası ise ikinci bir elçi heyeti gönderir ve Ezamera’nın babasına “size yirmidört saat süre veriyorum. Ya kızı bize verirsiniz, yada şehrinizde taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadan herkesi öldürür, ateşinizi söndürür, mabetlerinizi başınıza yıkarım” diye haber gönderir.

Ezamera’nın babası zeki ve akıllı bir adamdır. Hemen gelen elçiye derki, “Madem öyle bende kızımı büyük mabedin büyük sütununa, büyük ateşin yanına bağlayacağım. Süre dolduğunda şayet bir tek askerinizin sınırlarımızdan içeri girdiğinde bunu öğrendiğim an Ezamerayı yakacağım. Eğer küllerini almak istiyorsa oğlunuz gelir, sevdiği kızın küllerini alır ve gider.”

Babasının bu tehdidini duyan Ezamera, kendisine olan düşkünlüğünü bildiği için böyle bir şeyin olmayacağını düşünür ancak, babası onu büyük bir öfke ile büyük ateşin yanındaki büyük sütuna bağlar.

Ezamera korku içinde babasına “Beni yakmayacaksın değilmi baba” diye sorunca babası şefkatle cevap verir. “Elbette yakmayacağım kızım. Şayet o delikanlı gerçekten seni seviyorsa senin eziyet çekmene razı olmaz. Seni, senin için değil kendisi için seven bir adamla beraber yaşamak ateşinde yakmamak için bunu yapıyorum. Eğer seni gerçekten seviyorsa işkence çekmemen için kendi arzularından feragat edecek. Ama her şeye rağmen saldırmayı tercih ederse savaşçılarımız kabilemizi koruyacak güce sahiptir. Her şey olacağına varır ama sen üzülme. Gerçekten seven insan gerekirse tüm hayatından, aşkından hatta arzularından bile fedakarlık edebilecek kadar güçlüdür. Unutma.”

Verilen süre dolmak üzeredir ki şehrin girişinde bir tek atlı elinde beyaz bayrakla bir mektup getirir. Mektup Ezamerayı isteyen delikanlıdan gelmektedir ve sadece birkaç cümledir.  “ben vazgeçtim Ezamera ile evlenmekten. Yeterki ona eziyet etmeyin, yaşamasına müsaade edin ve yakmayın.”

Ezameranın babası ve Zerdüşt uluları delikanlının aşkının ve yüreğinin temizliği karşısında saygıyla eğilirler ve elçiler göndererek kızlarını isteyen bu delikanlıya vereceklerini söylerler.

İnsanın tüm hayatını birlikte geçireceği insanda araması gereken en önemli vasıflardan birisi de ferasetli olmasıdır. Maalesef günümüz şartlarında en çabuk ve en kolay harcadığımız duygumuz sevgimiz. Seni seviyorum ifadesini kullanırken bile düşünmeden ve o kadar çok söylüyoruz ki ne cümlenin muhteviyatı, ne kalbin yaşadığı güzellik, ne de sesimizle, soluğumuzla, tavrımızla karşımızdaki insana hissettireceğimiz duygusal yoğunluk kalıyor.

Aşk ve sevgi fedakarlık ister. Karşılıklı fedakarlıklar aşkı ve sevgiyi devamlı ve sağlıklı kılar. Şayet aşkı ve sevgisi için fedakarlığı göze alamıyorsa o kişinin sevgisinden ve aşkından da şüphe edilir.

Özellikle gençlerimiz günümüzde zengin bir eş bulmak sevdasıyla evlilikler yapıyorlar. Bu evlilikler ise fedakarlık tamamen maddi menfaatler üzerine kurulu olduğu ve gereken yerde gereken sabrı gösteremedikleri için kısa süre sonra da mahkeme kapılarında son buluyor.

Bu yüzden çok dikkatli olmak ve en kıymetli hazinemiz olan kalbimizin en değerli mücevheratı olan aşkımızı ve sevgimizi boşa harcamak ve kıymetini düşünmek gerekmektedir.  Bugün evleneceğiniz insan sevginin ve aşkın yoğun olduğunu sandığınız ilk dönemlerde sizin için fedakarlık yapamıyorsa, yarın evlendiğiniz zaman artık alışkanlık haline gelmiş bir sevgi yumağının dolambaçlığı içinde, kesinlikle kaybolacak ve sizin için, sevgisi adına bir bardak suyu getirme, bir odadan diğer odaya gidebilme, sizin için uykusundan olma gibi küçük fedakarlıkları bile çok görecek, töhmet altına sokacak ve sevgisinin kıymetini bilmediğiniz için sizi suçlu duruma düşürecektir. Burada kırılan yine kalp olacak, incinen insan yüreği olacak, yok olan ise sırılsıklam olduğunu söylediğiniz, karşılıklı itiraflarla ve iltifatlarla ortaya döktüğünüz aşkınız ve sevginiz olacaktır.

Sevgi ve aşk fedakarlık ister. Fedakarlık ise imanın rûkünlerinden biridir. Unutmayın!..