AKIL VE İMAN YOL GÖSTERİRSE

verb1

Makaleyi Sesli Dinle

 

Abbasi halifesi El-mansur 754 yılından 775 yılına kadar hilafette kalmış ve döneminde hükmü altında bulunan bir çok şehir imar edilmiş, özellikle Bağdat bir ilim şehri olarak tarihe geçmiştir. Kendisi de bir gök bilimci olan Elmansur, Bağdat şehrinde kurdurduğu rasathane ve gözlemevleri ile gökcisimlerinin hareketlerini, güneşin hareketlerini ve ayın hareketlerini gözleyerek notlar almış, aldırmıştır. Kendisinden sonra gelen Halife Harun Reşid ve Halife Me’mun da aynı yolu takip etmişler böylece tarihin görüp görebileceği en büyük kütüphanelerden biri Bağdat’ta kurulmuş, dünyanın her tarafından ilim kitapları toplanmıştır.
Ayrıca ilim adamları buraya akın etmişler, medreselerde yüzlerce hatta abartısız o dönemde binlerce ilim adamı yetişmiş, dünyanın seyrini değiştirecek keşiflere imza atmışlardır.
Astronomi ilmi ile falcılığı, astrolojiyi karıştırmamak gerekir. Mamafih günümüzde de bir çok gazete belli sahifelerinde günlük falları vermekte ve burçlara göre insanın talihine ilişkin çeşitli yorumlar yapmaktadırlar. Oysa gaybı Allah azze ve celleden başka kimsenin bilemeyeceği Kur’an-ı Kerim ayetleri ile sabitlenmiş, kullar bilgilendirilmiştir.
Bağdat’taki gök bilimciler, dünyanın dönüşünü, ayın etrafındaki turunu, güneşin etrafındaki turunu Kopernic ve Keppler’den yüzlerce yıl önce ispatlamış, notlarına geçirmiş bu konuda kitaplar yazmışlardır. Ancak her şeyde olduğu gibi bu ilim dalında da hurafelerle uğraşmaktan bu gerçekleri görmekte maalesef zorlanıyoruz.
Sevgili okurlar Halife Mansur bir gün kurdurduğu rasathanede birlikte gözlem yaptığı bir gökbilimci ile sohbet ederken şöyle bir soru sorar.
-Hocam, geçmiş devirlerin yıldız ilimleri ile uğraşanlar gibi, gök cisimlerinin, gök aleminin hareketlerinden insanın talihi, geleceği, kaderi keşfedilebilir mi, bu konuda bilgi sahibi olunabilir mi?
Bu soruya verilen cevap o günkü falcı ve büyücülere olduğu gibi bugün kendini bir şey sanan bir çok medyuma, falcıya, büyücüye güya astroloğa da cevap niteliği taşımaktadır. Soru sorulan hoca bir müddet düşündükten sonra der ki;
-Efendimiz, yıldızlardan talih okuyanların sözleri bence sadece birer misal olarak verilmiştir. Mesela Müneccimler Merih(Mars) ve Zuhalin(Satürn) aynı burçta birleşmesini uğursuzluk sayarlar ve buna Kırân-ı Nahseyn (Zıt Birleşenler, iki zıt kutup, iki zıt yıldız) derler. Böyle zamanda doğanların kötü talihli olduğunu söylerler. Halbuki Merih Cehaleti, Zuhal Hırsı temsil eder. Bir insanda, bir toplumda cehalet ve hırs bir araya gelirse ve bu toplum, bu insan hem hırsı ile hem de cehaleti ile hareket eder, hayatını buna göre tanzim ederse zaten üzerinden uğursuzluklar, felaketler eksik olmaz.
Yine müneccimler Venüs ve Jüpiter gezegenlerinin aynı burçta birleşmesini büyük bir kutluluk ve bereket sayarlar. Buna da Kırân-ı Ulviyyin denir ki bunun manasında iki kutlunun bir araya gelmesidir. Böyle zamanda doğan bir veliaht yada insanın hayatı boyunca adalet, gerçek zenginlik ve güzellik içinde yaşayacağı söylenir. Halbuki bir insan, bir idareci, bir padişah İman ve Adaletle hayatını şekil verir, imanından aldığı güçle etrafındaki tüm varlıklara merhametle ve adaletle davranırsa zaten servette, saltanatta, hayatta mutluluk içinde geçer gider.
Yıldızları gözleyen insanlar kainattaki muhteşem azameti ve intizamı seyrederek ruh gücüne erip yıldızların dili ile konuşurlar ve sözleri tamamen temsilidir. Avam bunu manası ile değil, sadece söylenen sözler ile anlar. Yoksa Yıldızlar Rabbimizin emrine tabi birer taş parçasından öte bir şey değildirler. İnsanın hayatına yön veremez, onu yönetemezler. Çünkü tüm hayatlar ve tüm varlıklar her şeyi yaratan Allah’ın kudret eli ile yönetilir.
Halife Mansur bu açıklamayı çok beğenir ve alimi ödüllendirir.
Sevgili dostlar, bilgi insandan insana ve anlayıştan anlayışa göre değişir, ayrı bir kalıba girer, ayrı bir biçim alır. Mamafih söylenen her söz bir kalıptır, düşünce ise sözün ihtiva ettiği manaların yekdiğerine ulaşan sözle biçim bulmuş şeklidir. Herkes natıkasına göre aldığı bilgiyi değerlendirir, kavrar ve anlar.
Bir konuşma esnasında verilen misaller, anlatılan kıssalar anlatan için başka mana ihtiva ederken, dinleyenler içinde anlama kabiliyetleri kadarıyla mana ihtiva eder, ona göre önem kazanırlar. Yukarıda Bağdatlı astronomi aliminin anlattığı gibi çeşitli yıldızlardan ve bunların hareketlerinden, birbirleriyle etkileşimlerinden geleceği okumak tamamen temsilidir.
Gökyüzünü gözleyen astrologların, yıldızların hareketlerinden, konumlarından ziyade, o yıldızlara hayat veren, hareket kaabileyeti bahşeden, parlatan ve onları yaşatan gerçek yaratıcının, Cenabı Allahın insan ruhuna ihsan ettiği hikmetlerden ders alması gerekir. Aldığı bu dersin sayesinde geçmişi okuyarak, yaşam tekerrürden ibarettir felsefesinden hareketle gelecekteki adımlarını temkinli ve tedbirli atması ise bilgisi derecesindeki hikmetli tavırlarını ortaya koyar.
İşte 15. Yüzyılda yaşamış ve kendisi de büyük bir astronomi alimi olan aynı zamanda uzay matematiğinin deha isimleri arasında bulunan şair Ömer Hayyam, yıldızları gözleyip gelecekle ilgili bilgiler verdiğini iddia eden sözde müneccimlere çok güzel bir cevap vermiştir.
Gök kubbeyi dolduran şu çeşitli yıldızlar
Fala bakar onlardan bir sürü akılsızlar
Elden kaçırma sakın aklının dizginini,
O başı boş alemden ne kâr gelir ne zarar.
Dini mübini İslam bütün ilimleri bünyesinde mücehhez edecek kadar geniş bir hoşgörüye sahiptir. Ancak tüm genişliğine rağmen hurafeye, fal, uğur yada buna benzer tüm olaylara karşı da net bir tavır sergilemiştir. Bütün din alimlerinin birleştiği nokta “Gaybı Allahtan başka kimse bilmez” bu yüzden remil atmak, gayba ait bilgiler vermek, gelecekten haber vermek dinimizce haramdır.
İşte bu yüzdendir aklı selim düşünerek, ilme ehemmiyet verilmiş, yüzyıllardır medreseler açılmış, binlerce ilim adamları yetiştirilmiştir. Dün her sokağında bir alimin mevcut bulunduğu İslam toplumu imanından aldığı güçle, aklını kullanıp, vicdanı ile hareket ederek aklı selimi buluyor, tüm hadiselere yaklaşırken Cenab-ı Hakkın kendisine bahşettiği natıka, muhakeme, mukayese, akıl ve hepsinin birleşerek beslendiği ilimden ilham ve güç alarak hayatını tanzim ediyordu.
İmanını güçlendirmek için insanların ilme sarıldığı dönemler geride kaldığı için bugün yalanın, irtikabın, hile ve desisenin, ahlaksızlığın, onursuzluğun ve dahası imansızlığın had safhada yaşandığı toplumsal hayatlara şahit olmaktayız.
Unutmayın ilim asla yalanı kabul etmez. Büyüklerimiz de derki;
“Yalanla iman bir kalpte barınmaz…”
Vesselam